Sorum kendime! Yazmadan olur mu? Gel de yazma… |
Türkiye Yüzyılı’nda; Öğretmeni de, çalışanı da, emeklisi de, adayı da sıkıntı çekerken, öğrenciler aç, öğretmenler açıkta ise! Gençlerin yüzde 56’sı; “Devlet memurluğuna atanmak için torpilli olmak, çalışkan ve bilgili olmaktan daha önemlidir!” diyorsa! Sorum aynı tonda çıkan seslere! Toplumun vicdanı ne olacak?
İşsizlik doruğa tırmanıp, memur- emekli- işçi-halk yağmur gibi yağan zamların altında ayakta ve hayatta kalmaya çalışıyorsa, yönetim farklı yerlerde aynı yöntemleri kullanarak ve adeta arkeolojik kazı yapar gibi belediyeleri kıskaca alıyorsa! Sorum siyasi aktörlere! Sizce hesaba katılmayan ama var olan bir şeyler yok mu?
Şiddet; Sokakta, evde, elde, dilde, okulda, iş yerinde sürdükçe; Soru çok, sorun yoğun, sorumlu az, çözüm yokken gel de sık sık aynı konuları yazma…
Belirsiz bir sürecin yaşandığı, helalle haramın, yasalla yasağın birbirine karıştığı, belli olanla olmayanın yer değiştirdiği, insanlığını unutanların arttığı günümüzde, konu ilginç ve önemli, hele de liste uzunsa gel de yazma…
UNESCO verilerine göre ülkemizde 7 milyon kişi okuma yazma bilmiyormuş. Şiddet yüzde 75 oranında artmışken, faillerin yüzde 95.5’i erkeklerden oluşuyorken, şiddet ev içinden çıkarak kamusal alana taşınıyorken, bireysel silahlara, ateşli silahlara erişim kolaylaşırken, bıçak ve kesici aletleri taşımaya yönelik denetimlerin azlığı cinayet nedenlerinin başında geliyorken gel de yazma...
Ülkemizde bulunan 403 cezaevinin toplam kapasitesi 305 bin kişi imiş, şu anda mapus damlarında toplam 413 bin kişi kalıyormuş. 2002 yılında bu sayı sadece 52 bin kişi iken gel de çağ atlayan Türkiye ve nereden nereye diye sorma…
Suç çetelerinin arttığı, gençlerin gençleri öldürdüğü, kadınların sokak ev, çarşı pazar iş yeri ayırt etmeksizin ödürüldüğü, cinayetlerin vahşete dönüştüğü, gerilimin ve kutuplaşmanın tırmandırıldığı, ekonomik sorunların tavan yaptığı, emekçinin dramının, gençlerin arayışının devam ettiği bir ülkede huzur ve umut mu dediniz? Pardon…
O kadar çok başlık var ki yazılacak…
Ortadoğu alev alev yanarken, bölgede kan dökenler bölge halkının dışında akan gözyaşlarını hesaba katmazken, bu acımasız kervana daha kimlerin katılacağı (sürükleneceği mi demeliydim!) bilinmezken, karanlığın kader olmadığı nasıl anlaşılıp, anlatılacak?
Evet ülkemizin de, dünyanın da gündemi zorlu! Ekonomik kriz, değerlerin yok sayılması, liyakat, toplumsal şiddet, korkunun dağları sarması, toplumsal farkındalık yaratmak isteyenlerin kararlı çıkışlarının çeşitli yöntemlerle püskürtülmesi, bazı yöneticilerin garip çıkışlarını; “ülkeye huzur getireceğiz!” şeklinde açıklaması vb! (Öyle diyorlar)
Önemli not: Bu ana ve ara başlıkları aklımızda tutarak yazıyı noktalamaya çalışırsak; Yaşanan yıllar, yaşanamayan yıllar, kıyımların ardından yarım kalan hayatlar, geçmişle şimdi arasında, uykuyla uyanıklık arasında, gerçekle hayal arasında, “bu da mı oldu?” diye diye geçen günler ve şaşırmayı unutalı çok olan yılların hesabını kim verecek?
Daha önemli not: Ortadoğu yangın yerine dönerken, bombaların patladığı, çocukların öldüğü, ülkelerin tehdit edildiği, sivillerin katledildiği, sahte zafer naralarının atıldığı, bu korkunç manzaranın Trump ve benzerlerini mutlu ettiği günümüzde tarih notunu alıyor ve ne yazacağını çok iyi biliyor…
Alıntı notu: Yazarını bilmediğim bir ileti geldi, o kadar gerçekçi ve güncel ki bazı bölümlerini paylaşmadan geçemedim. Şöyle diyor yazarı; “Eskiden fotoğraf çektirirdik. Şimdi röntgen. Gençken hayallerimiz vardı. Şimdi tahlillerimiz. Gençken aşk acısıyla sabahlardık. Şimdi tansiyonla. Eskiden romantik şiirler yazardık. Şimdi ilaç saatlerini ajandaya yazıyoruz. Telefon rehberi dolu ama arayan yok. Cenazeler çoğalıyor, doğum günleri azalıyor. Hayat böyle terbiye ediyor insanı. Önce omuzdan vuruyor, sonra dizden, en son moralden. Gençlik hızdı, yaşlılık derinlik. Gençlik bağırmaktı, yaşlılık susup anlamak. Yaşlanmak çöküş değil, direniştir. Sessiz ilaçlı, ağrılı, ama onurlu. Ve en önemlisi; İnsan kalabilme sınavıdır.”
Soru notu? Ben bu alıntıyı neden yaptım? Kendi soruma kendim cevap vereyim! Kendini ölümsüz sayan ABD başkanı ve yol arkadaşlarına bazı gerçeklerin altını çizmek, insan kalabilmenin önemini hatırlatmak için olabilir mi? (Amma hayalperestmişsin dediğinizi duyar gibiyim!)