Kendimize Aferin Diyeceğimiz Anlar da Vardır, ya da Olmalı...
Sonra neler mi olur? Uyumlu olacağız derken, huzuru bozmamak için direnirken, herkese iyi davranayım diye çabalarken görünmez oluruz. Hayatı ve güzellikleri ertelerken yalnızlaşır, kendi iç sesimizi dinlemeye başlarken 'hayır' demeyi unuturuz. Sürekli vermekten yorgun düşer, hiçbir şeyden keyif almaz hale geliriz, hayat taşınamaz bir yük haline gelirken, fark edilmesi zor bir yalnızlık içine düşeriz. İlaçlara sığınırız, iç sıkıntımızla baş etmekte zorlanırız. “Ben yoruldum hayat gelme üstüme” gibi şarkı sözlerinden medet umarız. Bu arada bastırılan duygularımız öfke ve kırgınlığa dönüşür, ilişkiler yıpranır, bağlar aşınır, kendimizi daha çok sorgularız…
Daha başka ne olur? Baskıların sonunda ve bastırdıklarımızın sonucunda karşılıksız vermek insanı yıpratacağından, yorgunluk, sabırsızlık, tahammülsüzlük, ihmal edilme, yeri geldiği halde cevap vermeme, pek çok şeyi erteleme, hissettiklerini inkar etme, kendine yer ve alan açamama, sürekli veren taraf olma, insanı tüketeceğinden, giderek kırılganlık artacağından içsel boşluğa düşeriz…
Özellikle biz kadınlara dayatılanlar durmadan, usanmadan dikte edilirse neler olmaz ki…
Konuşmadan da çok şey anlatan, anlatmasa da yüz çizgileri çok şeyi saklayan, her daim efkarlı bakan, yalnızlığını, hayallerini, hedeflerini istese de saklayamayan, genelde hiçbir şey olmamış gibi görünse de sessiz duruşu bile çok şey anlatan, açlığını, yoksulluğunu, isteklerini hep kendi kendine yaşayan kadınların sayısı artar. Yine kalemle, mürekkeple değil, gözyaşıyla kaleme alınan........
