Cebinizdeki Parayı Kim Buharlaştırıyor? |
Bu kriz sürdürülemez bir noktaya ulaştı. Krizi başlatıp büyüten gıda politikalarını da AKP iktidarı belirledi.
Gıda enflasyonu çoğu zaman fırsatçılık, stokçuluk ve fahiş fiyat gibi etiketlerle konuşuluyor. Oysa gıda enflasyonu, Türkiye’nin tarımsal üretim rejiminin ve tedarik zinciri mimarisinin çöktüğünü gösteren en somut işaretlerden biri.
Tarlada ucuz, rafta pahalı paradoksu yaygın kanının aksine bir piyasa başarısızlığı değil. Tam tersine, az sayıda baskın aktörün lehine işleyen piyasanın, yani bir servet transferi mekanizmasının sonucu.
Gıda enflasyonu ve tarımsal krizin kökenlerini görebilmek için günlük polemiklerden çıkıp politika dönüşümü ve tedarik zinciri yapısını bir kenara bırakmak gerekiyor. 1999’da IMF ile Stand-By Anlaşması imzalandı. Ardından Dünya Bankası güdümünde Tarım Reformu Uygulama Projesi yürürlüğe kondu.
Bu süreç piyasalaştırma adı altında yerel üreticinin koruma kalkanlarını zayıflattı. Devletin tarımsal KİT’lerden çekildi. KİT’lere ait fabrikalar özelleştirildi ya da kapatıldı. Yerel üretici, serbest piyasa denilen ama dev çok uluslu şirketlerin hakim olduğu bir alanda savunmasız kaldı. Kırsalda köylülüğün tasfiyesi hızlandı. Ancak bu tasfiye, klasik sanayileşme modellerindeki gibi kırsaldan kente geçen nüfusun sanayi işçisi olmasıyla sonuçlanmadı.
Tarımdan koparılan halk, kent çeperlerinde güvencesiz hizmet sektörü çalışanlarına ya da işsizler ordusuna dönüştü.
Endüstriyel tarım modeli, yoğun kimyasal gübre, tarım ilacı, fosil yakıt ve hibrit tohum kullanımını zorunlu kılıyor. Türkiye’de bu girdilerin tamamına yakını ithalata ve dövize endeksli hammaddelere dayanıyor.
Türkiye tarımındaki bu........