We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Can Atalay yazdı: Adaletsizliğin acelesi var

12 38 7
09.08.2022

Mahpusluk acayip iş. Dışarıda nicedir unuttuğunuz şeyler, burada hayatın çok önemli bir parçası oluyor. Mektup yazmak ama bence daha kıymetlisi mektup okumak gibi. Cuma günü görüşten döndükten sonra mazgalın açılması, tek tek, tok bir sesle isimlerimizin söylenmesi bekleniyor; alınır alınmaz ilk iş – bir solukta – mektup okumak.

Anladık ki, bir de çok güzel bir adet var. Politik tutuklular seslerini duyurabilirlerse bağırarak yoksa mektupla geçmiş olsun diyorlar. 25 Nisan gecesi bir ses duyar gibi olmuştum; “hoşgeldiniz”… Çok uzaktan… Can sıkıntısı uydurmamışım.; Selçuk Kozağaçlı – taaa C Blok’tan – Tayfun’a ve bana “hoşgeldiniz” demiş. Hakan’a, Tayfun’a ve bana ilk ulaşan “geçmiş olsun” mektubu da Edirne görüldülüydü: Selçuk Mızraklı ve Selahattin Demirtaş’tan. ÇHD davasından meslektaşlar, müvekkiller, , Sincan’da tutuklu HDP’li siyasetçiler, hiç tanımadıklarımız…

Sözü de bu yazıyı da çok uzatmayayım sadede geleyim. Önümde Alp Altınörs’ün 12 Haziran günü Sincan 2 No’lu “Mektup Okuma Komisyonu Görüldü”lü ikinci mektubu var. Doğrudan O söylesin: “30 Mayıs’ta başlayıp 11 Haziran’da biten duruşma periyotu da sona erdi. Birkaç gizli ve açık tanığın getirilmesi dışında özel bir gelişme olmadı. …. Savcının tutukluluk incelemesi dair mütalaası epeyce uzundu (69 sayfa). Sanki dosyaya dair mütalaasının bir taslağı gibiydi. Aslında her şey pişirilmiş, hazır. Sorgusu yapılmamış olanların sorgusunu alıp hızla karara gidecekler aslında da … savunmaların 1 günle (avukatlar dahil) sınırlandırılması da bu amaçlı. “İlliyet bağı” (nedensellik bağı C.A.) sadece bir tivit üzerinden kuruluyor. Bu bir cinayet davası değil, ifade özgürlüğü davası. Ama bunu henüz kamuoyuna anlatamadık. Bizim davamız öyle Gezi davasındaki gibi toplumsal bir ilgi ve sahiplenme yok. Sadece HDP milletvekilleri geliyor. “Gezi Ruhu” henüz bizim davaya uğramadı! ???? ….”

Son duruşmaya hatta tutuklanmamıza kadar Gezi Davası’nda da toplumsal ilgi pek az gibiydi. “Salonun arka sıraları boş” mırıltısını çok işittim. Ama Sincan’daki yargılamanın “sonuca odaklı” olduğu apaçık ve “ilgi” için son dakikanın beklenmesinin de makul bir gerekçesi olamaz kuşkusuz.

“Sonuca odaklı” dedim. Çok kısaca açıklayayım. Ekim 2020 başı. Ayıptır söylemesi, üç kafadar, uzun süredir planladığımızı başarmışız, üç günlüğüne deniz kıyısındayız, tatildeyiz. Otel odasında sabaha karşı telefon çalıyor. Bir arkadaşım arıyor: Türkiye’nin dört bir yanında HDP’nin önceki dönem MYK üyelerinin gözaltına alındığını söylüyor. Ekoloji mücadelesinin emektarı bir bilim insanının ve orta okuldan beri tanıdığım bir arkadaşımın müdafiliği için Ankara’ya gidiyorum. Ankara Adliyesi’ndeki hali uzun uzun yazmayacağım; “sonuca odaklı”lığı tane tane anlatan bir müdafi beyanı aktarmakla yetineceğim.

Bir sayfiye kasabasında, anne evinde seher vakti gözaltına alınıp kelepçelenerek Ankara’ya getirilen bilim insanının Savcılık........

© Gerçek Gündem


Get it on Google Play