We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

'Üç zaman sora' karşımıza çıkacak on bir zor soru

2 0 0
26.05.2020

Hani falcılar “olacağını söyledikleri” ama “ne zaman olacağını bilemedikleri” durumlarda söylerler hep ya:
“Üç zamana kadar…”
Neden üç yıl, üç gün ya da üç saat değil de “üç zaman?
“Zaman” bu;
Kimine o “üç yıl” üç dakika gibi gelir, kimi için üç gün bile üç yıl kadar uzun…
Yani bu iş biraz hayatın akışına bağlı.
Ama, eğer zaman gerçekten belirli bir yönde işliyorsa olacak olan her ne ise onun “zamanı” bir gün mutlaka gelir ve ne zaman gelirse gelsin, o geldiği an, bir şeyleri de doğrular.

“Sath-ı mail” derler, meyilli satıh, türkçesi “eğik düzlem”.
Eğik bir düzlem üzerine bırakılan eşyanın aşağıya yuvarlanmaya mahkûm olması gibi, eğer bir olayda eğik düzleme girilmişse beklenen şeyler de yuvarlana yuvarlana aşağılarda bir noktaya ulaşır.
Nereye?
Tabii ki yaslandığı “eğik düzlem” onu nereye kadar yuvarlayacaksa tam da oraya kadar.

Peki…?
Dememiz o ki, bazı gelişmeler eğer bir “sath-ı mail”e girmişse, üç yıl, üç ay, üç gün… her neyse, ama falcının dediği gibi üç zaman içerisinde ve sonuçta, işler de o noktaya gelir.

Böyle bir durumda tabii ki “üç zaman” sonrasında, içinde bulunacağımız koşulların, o koşulların doğuracağı sorunların ne olacağını anlamaya çalışmak ve o üç zaman sonrasının sorunlarına şimdiden hazırlıklı olmak gerekir.

Ne olabilir “üç zaman sonra” bizde mesela?

1.Türkiye, bütün dünyanın birlikte yaşadığı “ekonomik gerilemeyi” en ağır biçimlerde yaşayan ülkelerden biridir. Adına her ne kadar “kriz” dense de bu olay bizde bir “kriz geçiciliğinde” değil, adeta yapısal bir değişikliktir. Çünkü bu girdaba kuvvetli bir ekonomiye girenlerle bizim gibi sıkıntılı olarak girenler için o “üç zaman sonrası” asla aynı olmayacaktır.

Peki şimdiden düşünelim o zaman; örneğin üç zaman sonra, özel ve kamusal dış borçlar tümüyle “çevrilemez” duruma gelmişse Türkiye’de siyasetin o günkü sahipleri ne yapacaktır?

2.Dış borç baskısı sürerken, içerideki bazı “yap işlet” sözleşmelerinden kaynaklanan, uzun süreli ve toplamı bugün için olduğu gibi, üç zaman sonra da hala ciddiyetini koruyacak olan dövizli ödemeler konusunda ne yapılacaktır? Her şeye rağmen bir biçimde ödeme mi? Başka bir çözüm mü?

3.Dünyadaki ekonomik sıkıntılar, daha doğrusu “ekonomik gidişat” ileride emek-yoğun üretimi şimdikinden daha da büyük açmazlara sokacak ve üretimin düşmesiyle işsizlik hayli yükselecektir.

Ekonominin daralması, üretimin ve dolayısıyla istihdamın daralması anlamına geldiği için başta emek yoğun ve düşük karlılıkla çalışan sektörlerde kapanmalar, işten çıkarmalar artacak, yükselen işsizlik bir şekilde çalışma şansı bulabilenlerin ücretlerini şimdikilerden daha aşağıya çekecektir. Mevcut ekonomik modelde böyle durumlarda kanun ve talimatla ücret yükseltilemeyeceğine göre, üç zaman sonra reelde düşmesi beklenen ücretler konusunda siyaset işçilere dönüp ne söyleyecektir?

4.Dışarıdan istediği krediyi bulamayan, bulsa bile bunun faturası her hal ve kârda hem ekonomik hem siyaseten daha ağır hissedilecek olan bir ülkede; sınai üretimi sağlamak ithalata dayalı enerji, hammadde, yarı mamul, teknoloji ve lisansla yürütmek daha zor olacak ve yeni bir çıkış bulunamadığı takdirde ekonomide ciddi biçimde “daralma” yaşanacaktır.

Bu daralmada başta sanayicinin, ardından çalışanlarının hatta tüketicinin refah talepleri nasıl karşılanacaktır? Bunun için siyasi bir “çıkış” planı var mıdır?

5. “Gelişmekte olan” ülkeler her ne kadar kendilerinin “gelişmekte” olduklarını söylerse söylesin, bu arada o gerçekten “gelişmiş ülkeler” durmayıp daha da gelişmekte olduğu için aradaki gelişmişlik farkı bir türlü kapanamamakta, daha doğrusu mesafe giderek açılmaktadır.

Gelişmişlikte en önde gelen ölçülerden birinin “eğitim”........

© Gerçek Gündem