We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

MEB’de Gizemli ve 'Münferit Müdür'ün Topuk Sesleri

1 0 0
04.03.2021

Soru, eğer yerinde ve zamanında sorulmuşsa ve yanıtı da bulunamamışsa, bir diş ağrısı gibidir. İnsanı sürekli rahatsız eder. Yanıtsız geçen her an, anımsadıkça zihninizde zonklayıp durmasına neden olur o sorunun. Benim ki de o hesap işte… Ansızın zihnimde beliren küçücük bir soruyla başladı, bu yazıya erişen süreç. O soru olmasa, muhtemelen bu yazı da hiç kaleme alınmayacaktı.

Oysa kısa bir zaman öncesine dek varlığından bile haberdar değildim. Elbette, benim, varlığından haberdar olmamam, her gerçek var olan gibi onun da varlığını ortadan kaldırmıyordu. Çünkü gerçek varlıkların ya da gerçek var olanların en temel üç özelliği vardı: İlki; var olmak için herhangi bir insanın düşünmesine, yani insan zihnine bağlı olmamalarıydı. Yani insan zihninden ve düşüncesinden bağımsızdılar. Diğeri; zamanda ve mekânda vücut bulmalarıydı. Sonuncusu ise sürekli değişim içerisinde oluşlarıydı. Değişmeyen hiçbir şey gerçek varlık, gerçek bir var olan ya da gerçek bir nesne değildi.

Bir de konumuz dışında kalsa da düşsel/düşünsel varlıklar ya da nesneler vardı. Bunların da üç temel özelliği söz konusuydu: Birincisi, bunların tümü insan zihninin ve düşüncesinin ürünüydü. Yani var olmaları da yok olmaları da insana, insanın zihnine bağlıydı. İkincisi, bunlar zamandan ve mekândan bağımsızdılar. Yani zamanda ve mekânda herhangi bir yer işgal etmiyorlardı. Üçüncüsü ise her türlü değişmeden ariydiler. Nasıl düşünülüp tasarlanmışlar ise hep öyle kalıyorlardı. Ne Güneş’ten ve yağmurdan etkileniyorlardı, ne acıkıyorlar, ne susuyorlar… Tıpkı; Anka Kuşu, Cennet, Cehennem, Su Perisi, Cin, Tanrı/Allah, Şeytan, Melek, vb gibi… Bunlar düşsel/düşünsel birer nesne ve salt imgesel kavramlar olmaktan öteye geçmiyorlar, kendilerine hangi değer atfedilmiş olursa olsun hiçbir gerçekliğe delalet etmiyorlardı.

Lakin bu yazıya konu olan ve başlığımızda yer aldığı biçimiyle “Gizemli ve Münferit Müdür”ün düşsel/düşünsel bir varlığı yoktu. Çünkü o gerçek bir var olandı. Ve gerçek bir kişi olarak, belli bir yerde ve zamanda düşünüyor, söylüyor ve eylemde bulunuyordu. Her insan gibi, fizyolojik, biyolojik, psikolojik, hatta sosyal güdü ve ihtiyaçlarının, zihninde biriken özlem ve yoksunlukların, belki de fantezilerinin peşi sıra yol alıyordu. Bunları yaparken, hem kendisi değişiyor, hem de çevresini ve çevresinde bulunanları olumlu ya da olumsuz olarak etkileyip değiştiriyordu.

İşte beni, tüm bunları, hatta şu anda ve şimdilik yazmasam da çok daha fazlasını düşünmeye, sormaya, yanıtlar aramaya, araştırmaya yönelten ve sonunda bulduklarım eşliğinde yazmaya iten, küçücük bir soruydu. Ancak ben “Kim?” diye sormamıştım. Zihnimde beliren soru, küçücük olduğu kadar çok basitti: Ne Öğretmeni? Branşı ne?

Sorunun yanıtı yoktu. Belki vardı da onca arayıp taramama rağmen, ben bulamamıştım. İşte bu noktada “Kim bu müdür?” sorusu eklendi ilkine. Ne var ki özgeçmişine ilişkin de bir veri çıkmıyordu karşıma. Ve sorular çoğalıyordu. Çoğalan sorular yanıtsız kaldıkça da gizemli bir haleye bürünüyordu. Ne hangi üniversitede okuduğu belliydi, ne de hangi üniversitenin hangi bölümünden mezun olduğu… Sanki, yakın geçmişi dışında, hakkında var olan her türlü bilgi ve görüntü özenle silinmişti,........

© Gerçek Gündem


Get it on Google Play