Kötü ruhların sebzesi

Güzelim baklayla uzun yıllar aram açıktı. Tadını bilmediğim halde onu hiç sevmezdim. Çocukluk yaşlarımda annem bakla pişirdiği zaman eve girmezdim. Ta ki etrafa sinen bakla kokusu gidene kadar. Hatta bu sebzeyi pişirdiği için anneme küserdim. Kadıncağız, babamla benim aramda kalırdı. Babam, baklayı çok sever, rakısının yanında yoğurtlu bakla olmasını isterdi. Bense nefret ederdim. Zavallı annem, kimin tarafında duracağını şaşırırdı. Uzun yıllar sonra inadım kırıldı, baklayı sevmeye başladım. Hatta nefretin yerini büyük bir aşk aldı diyebilirim.

Yeni aşkımı yakından tanıyabilmek için yollara düştüm, kitaplar karıştırdım. Bir de baktım ki, gençlik yıllarımdaki bakla karşıtlığıma, Antik Yunan’daki Pisagorcu felsefe gurubu neden olmuştu. Çünkü Pisagorcular da benim gibi bakla yemekten, hatta dokunmaktan kaçınmış.

Filozoflar öğrencilerine, "Bakla çok uğursuzdur, dokunmayın" diye fetva veriyorlardı.

Pisagorcuların baklaya olan düşmanlığı, baklanın bağırsaklarda oluşturduğu gazlardan kaynaklanıyormuş meğerse. Bu gaza da baklanın içine sığınmış olan ölü ruhlar neden oluyormuş. Gece görülen kabusların nedeninin, bedende dolaşan ve dışarı atılmayan bağırsak gazları olduğunu iddia eden ünlü Fransız yazar Rabelais, "Erkekler yellenerek, kadınlar foslayarak ölürler. Bu şekilde kötü ruhlar arkalarından çıkar gider" diyordu.

Çiya Yayınları'nın çıkardığı "Yemek ve Kültür" dergisinde yer alan, Fransız etnolog Yves Vernin'in makalesi, bakla ile ilgili birçok şaşırtıcı bilgi ile dolu. Örneğin gaz yapan ruhların bakla sırığını çok sevdiklerini bu yazıdan öğrendim. Bunun nedeni, bakla sapının budaksız olmasından kaynaklanıyormuş. Yer altındaki ruhlar, bu düz sapı kullanarak topraktan yer yüzüne kolaylıkla çıkabiliyorlarmış. Yazıda ayrıca, baklanın kendine ait bir ruhu olmadığı, ancak bir yerden bir yere geçen ruhlara aracılık ettiği, yani baklanın, yeraltı dünyasıyla yeryüzü arasında köprü görevi gördüğü belirtiliyordu.

HİNDİSTAN’DA YENMESİ YASAKLANMIŞTI

Ruhların tırmandığı budaksız bakla sapı, bana çocukken okuduğum bir öyküyü hatırlattı. O öyküde bir çocuk bir fasulye........

© Gazete Pencere