Kozmik takvimde taştan bir şahit: Drina Köprüsü
Uzaktan yazı müjdeleyen kuş ve böcek seslerini duyabildiğimiz ılık bir haziran gecesinde başımızı kaldırıp göğün o uçsuz bucaksız, soğuk ve sessiz lacivert okyanusuna baktığımızda, tahayyül sınırlarımızı aşan bir büyüklükle yüzleşiriz. Zira bizim küçücük dünyamızın yanında evren o kadar devasa, zaman öylesine derindir ki, bu muazzam bütünlüğün içinde bir insanın nefes alıp verdiği o kısacık aralık, trajik bir hiçliğe, neredeyse anlamsızlığa denk düşmektedir. Ünlü astrofizikçi Carl Sagan, bu durumu kavrayabilmemiz için yıllarca o meşhur "Kozmik Takvim" metaforunu kurgulamıştı. Sagan’ın evrenin 14 milyar yıllık yaşını tek bir takvim yılına sığdıran bu metaforuna göre, Büyük Patlama 1 Ocak'ın ilk saniyesinde gerçekleşir. Aylar geçer, galaksiler oluşur, Güneş Sistemi ancak eylül ayında sahneye çıkar. Peki ya biz? Bütün o büyük savaşlarımız, inşa ettiğimiz medeniyetler, egolarımız, tutkularımız, aşık olmalarımız ve ölümlerimizle biz insanlar, bu takvimde ancak 31 Aralık gecesi, saat 23.59'un son saniyelerinde beliririz. Yani evrenin bu muazzam sahnesinde aslında o kadar önemsiz bir toz zerresiyizdir ki, bütün bir insanlık tarihi, kozmik yılın son saniyesinin içine sıkışmış bir göz kırpmasından ibarettir sadece.
İnsanlığın kendi içindeki zaman algısı da bu kozmik gerçeklikten bağımsız değildir. Fernand Braudel gibi tarihçilerin "uzun süre" (longue durée) kavramıyla veya Yuval Noah Harari gibi düşünürlerin insanlık tarihi anlatılarıyla işaret ettikleri üzere, yüzyıllar boyunca zaman adeta durmuş gibi ağır akardı yaşayan insanların pek çoğu için. Milattan sonra 1000 yılında Avrupa'da toprağı süren........
