menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Devletin Çözüm Süreci

28 0
03.09.2025

“Kürt Sorunu”nun çözümüne yönelik girişimlerin tek farkı süreçlere konan isimler değil... Asıl farkı yaratan veya belirleyici olan, süreci kumanda eden ellerin değişmiş olması. Bu da gözle görülür bir paradigma değişimine işaret ediyor. İlk çözüm sürecindeki onaylanma arzusunun, yeni dönemde olmadığını görüyoruz. Ayrıca kapsayıcılık noktasında da birbirlerinden çok uzaklar, zira yeni sürece “Devlet” eli değdiği aşikâr.

İlk çözüm sürecinin toplumsal kapsayıcılık kaygısı yüksekti. “Akil İnsanlar Heyeti” gibi girişimlerin altyapısında bu kaygı vardı. İki taraftan da çok sayıda insanın hayatını kaybettiği çatışma ortamını sulhe bağlamak için toplumu ikna etmek kolay değildi. Malum bir taraf için “şehit” olan, diğeri için “leş” idi. Taraflara bunun tersini kabul ettiremeseler de taviz verdirmek, en azından “Haklısınız, acılar yaşandı ama unutalım artık…” fikrine ikna etmek gerekiyordu. Bunun için de farklı toplum kesimlerine dokunabilecek, farklı dünya görüşlerine sahip aydın profiline ihtiyaç vardı. Abdurrahman Dilipak ile Etyen Mahçupyan’ı, Ahmet Taşgetiren ile Lale Mansur’u bir araya getiren işte bu ihtiyaçtı.

İşi dizayn eden hükümetin elbette siyasi çıkar beklentisi vardı. Erdoğan’ın siyasi pragmatizmi de bu realiteyi destekler. Ancak ön planda olan, tarihin barış sütununa adını yazdırma arzusu ve bunu demokratik teamüller çerçevesinde yapma özeni idi. Hükümet ile devlet bugünkü gibi bütünleşik değildi. Sonunda, demokrasinin devlet merkezli dairenin merkezkaç kuvveti olması gerçeği hükümetin başına balyoz........

© Gazete Pencere