menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Öcalan’ın mektubu ne anlatıyor?

24 0
05.03.2025

Televizyon kanallarında canlı verilen, DEM Parti’nin ileri gelenleri tarafından okunan ve doğrudan Öcalan’ın imzasını taşıyan mektubun içindeki ifadelerin üstünkörü yazılmadığı açık. Tersinden, tercih edilen ifadeler, düşünülerek seçilmiş.

En genel anlamda bir değerlendirme yapılacaksa ilk söylenecek olan şudur: Öcalan’ın mektubu “zamanın ruhunu” taşıyan ve bu anlamıyla da sağa seslenen-açılan bir mektuptur. Doğrudan İslamcı-muhafazakâr AKP ile Türkçü-milliyetçi MHP’nin temsil ettiği geleneksel sağ ve geleneksel devlet çizgisi ile uzlaşma-anlaşma niyetinin açık bir dışavurumu. Taşıdığı ruh ise reel sosyalizm sonrası solun geri çekilmesiyle meydanı boş bulan liberalizmin etkisini taşıyor ve “yeni süreç” olarak kodlanan uzlaşma arayışının ruhu oluyor.

Metindeki ana tezler üç aşağı beş yukarı “Kapitalist modernitenin 200 yıldır ayrıştırıcılığı”, “Cumhuriyet’in tek tipçi yorumu”, “demokratik kanalların bugüne kadar kapalı olması”, “ağır reel sosyalizm etkisi altında kalınması nedeniyle reel sosyalizmin çöküşü sonrası yol/taktik/stratejide yaşanan tıkanma” şeklinde özetlenebilir. “Şartlar değişti, reel sosyalizm çöktü, kimlik artık inkâr edilmiyor” diyerek mektubun tezleri devam ediyor.

Kabaca söylersek Kürt sorununun nedeni olarak “modernitenin bir sonucu olarak uluslaşma ile Cumhuriyet” ve onun tek tipçi yorumu ortaya konuyor. Ve her şeyden bağımsız bir demokrasi (kapitalizmden, İslamcılıktan, emperyalizmden, piyasacılıktan, sağdan vs.) sürecin tek anahtarı olarak kutsanıyor.

Ancak açıklanan mektupta özellikle sağa, faşizme, emperyalizme, kapitalizme yönelik tek bir söz ve atıf yok. Hatta AKP dönemine yönelik bir olumlama metnin ruhuna sinmiş durumda. Metnin mantığına göre demek ki bugün gelinen nokta itibariyle AKP-MHP iktidarında demokratik kanallar açılmış… (Bu vurgu metnin dışında da kendini hemen göstererek birden Bahçeli’ye ve Erdoğan’a güzellemeye varan demokrasi havariliğine dönüştü.)

Reel sosyalizmin ağır etkisi ise olumlanan değil tersinden yaşanılan “tıkanma”nın (kendini tekrar ve misyon sorunu) nedeni sayılıyor. Ancak reel sosyalizmin çözülüşünün üzerinden 30 yıl geçmiş ve köprünün altından çok su akmıştı! 30 yıl uzun bir zaman zarfı ve bu zaman diliminde emperyalizme yönelik tek bir atıf yapılmazken, reel sosyalizme atıf yapılması manidar. Kaldı ki bir ulusal hareket olarak kendini gören PKK’nin savunduğu “halk savaşı” Maoculuk çizgisiyle ilgiliydi ve bu mücadele biçiminin ortaya çıktığı Çin bugün de büyük bir güç.

Ve yine kaldı........

© Gazete Manifesto