We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Doğa yalan söylemez

4 3 1
01.08.2022

Krizlerle ilgili bir konuşmaya davet edildiğimde genellikle krizlerin neden ve nasıl oluştuğundan ve nasıl önlenebileceğinden söz etmeyip, krizlerin sistemle ilişkisini anlatarak alanı genişletmeye çalışırım. Çoğu zaman bu stilim yadırganabilir, hatta “biz bu kişiyi hangi başlıkta konuşmaya çağırdık, o nelerden söz ediyor!” şeklinde tepkilerin geliştiğini hissederim. Böyle durumlarda eleştiriler şahsıma yöneltilmez, ama bir dahaki seferde de bana yer verilmez vs.

Peki, neden ben böyle davranıyorum; bu davranışım cehaletin sonucu mudur? Hayır, bu davranışım ne cehaletin sonucudur, ne de zannedildiği gibi gariptir, tam tersi, kasıtlı ve amaçlı olarak konunun dışına çıkarak bir mesaj vermek istiyorum. Vermek istediğim mesaj şudur: Krizler kapitalizme özgü olup, sistemin yaşamını idame etmesi için elzem ekonomik ayarlardır ya da sarsıntılardır. Durum bu olduğuna göre, ne krizin tanımını yapmanın ne de krizden nasıl çıkılacağını anlatmanın hiçbir anlamı olmayacağı gibi, bu tür yaklaşımlar zımnî olarak krizleri meşrulaştırır ve krizlerin kaynağı olan sistemin örtülü olarak kabullenilmesi ve yaşatılması sonucunu doğurur. Diğer bir deyişle, krizler anlatılacağına, krizlerin ana sebebi ve içinde oluştuğu sistemin anlatılması ve anlaşılması çok daha anlamlıdır.

Bu mantık yapısının temelinde şöyle bir düşünce yatar. Kullandığımız dil kafa yapımızı oluşturur. Dil ile düşünce yapısı da beynin formatlanmasını gerçekleştirir. Herhangi bir konu konuşulmaya başlandığında, yani konunun içine girildiğinde, beyin o konuya yönlendirilmiş olarak çalışmaya ve konu etrafında başlangıçta konuşulmamış dahi olsa, konu işlendikçe aynı konuyu zenginleştirebilecek farklı düşünce ve çözümler üretmeye yönelebilir. Bu düşünce yapısından hareketle, krizler üzerinde ya da krizlerin önlenmesi veya krizlerden çıkış konuları üzerinde konuşmayı yeğlemem. Çünkü kapitalist sistem etrafında kafa yormak ve dinleyenleri de bu konuda yoğunlaştırmak istemiyorum. Örneğin, krizlerin nasıl önleneceği konusuna bir kez giriliyor olsa, belki ileri sürülen çözümlerin kat be kat fazlası dinleyiciler tarafından da üretilebilir. O zaman sistem mantığı ufuktan kaybolur, krizler normalleşir ve dikkatler sisteme değil, krizden kurtulmaya yönelir. Bu arada sistem de hışmımızdan kurtulmuş olur! Çok büyük bir genellemeyle, o büyük zekâ Keynes’in yaptığı tam da budur; krizlerin sebebinin ortaya koyulması ve çaresinin geliştirilmesi! Kapitalizmin birinci krizinde Marx insanların örgütlenerek krizi sistem değişikliğine dönüştürmeyi düşünürken, ikinci krizde Keynes sistemi kurtararak insanlığı kapitalist sömürü içine gömdü. İşin ilginci, Marx’ın dehasına karşın, Keynes’in cinliğinin ürünü olan 1945-1970’ler aralığı “kapitalizmin pembe dönemi“ olarak hâlâ hasretle anılmaktadır. Bu düşünce doğrultusunda, istenmeyen bir konunun hiçbir şekilde leh ve aleyhinde konuşulmaması........

© Gazete Manifesto


Get it on Google Play