We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Foti Benlisoy: İstanbul seçimi, siyasi topografyada ‘tektonik kaymadır’

9 12 0
25.06.2019

Söyleşi: Özlem Ergun

İktidar bloğunun 31 Mart yerel seçimlerine kadar ‘beka’ propagandası üzerine inşa edilmiş kampanyası, 23 Haziran seçimlerine birkaç gün kala PKK lideri Abdullah Öcalan’ın İmralı’dan gelen mektubu ile son buldu.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, ‘HDP’ye tarafsızlık çağrısı’ olarak yorumladığı mektupla HDP’ye ‘Öcalan’ın mesajına uyma’ daveti yapıyordu. İktidar koalisyonunun 6 Mayıs’ta YSK’nın ‘seçimleri tekrar’ kararıyla somutlaşan ‘yenilgiyi kabul etmeme’ tutumu, Bahçeli’ye ‘Öcalan açılımı’ yaptırmaya kadar vardı.

Son 5 yıl boyunca her türlü seçim, çeşitli kereler yaşanır ve tekrar ederken 31 Mart yerel seçimlerinin herhangi bir yerel seçimin ötesinde, ‘yerel’ olanı aşan anlamlar taşıdığı hem muhalefet hem iktidar bloğu tarafından çeşitli bağlamlarda dile getirildi. Ne seçim yerel, ne de seçilen belediye başkanı idi.

Her ne kadar 23 Haziran sonrası durum değişmiş olsa da 31 Mart’a gelene kadar şehir şehir gezip, günde 8 miting yapma kabiliyetine sahip bir Cumhurbaşkanı izledik. Bu durumda olası bir kayıp da belediye başkan adayına değil, bizzat seçimin merkezinde kim varsa ona yazılacaktı elbet. 23 Haziran sonrasında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yerine Binali Yıldırım’ı ‘tayin etmesi’ de bu çıkarımla ilişkilendirildi en çok.

Bundan yaklaşık bir yıl önce yerel seçimlerin önemini anlatmak isteyen Erdoğan, “İstanbul’u kaybeden Türkiye’yi kaybeder” diyordu. 31 Mart’ta 13 bin 729 oy farkla yenilgiyi kabul edememiş iktidar, henüz 3 ay dolmadan 806 bin 415 oy farkla bu kez yenilginin ötesine taşınmış bir ‘bozgun’ tablosuyla karşı karşıya.

“İstanbul seçimi, memleketin siyasal topografyasında devasa bir değişimin işaretini veren, siyasal güç dengelerinde büyük sarsıntılara yol açacak bir ‘tektonik kayma’ olmuştur” diyen araştırmacı-yazar Foti Benlisoy ile İstanbul seçiminin ardından yeniden şekillenen siyasi tabloda bundan sonra ne olacağını konuştuk.

Siyasi iktidarın hezimetiyle sonuçlanan ‘23 Haziran seçim’ tablosu, AKP yönetimi dahil toplumun geniş kesimleri için sürpriz olmadı. Ekonomik ve siyasi okumalarla ‘çöküşü’ ve çok daha önceden tespit edilmiş AKP iktidarı için seçim sonuçları, ‘çöküşün belgesidir’ diyebilir miyiz? Sandıktan çıkan rakamlar, 17 yıllık AKP politikalarının gelip dayandığı yerde ne anlatıyor?

Seçim sonucunu iktidar açısından bir hezimet olarak tanımlamak doğru; ancak bu sonucun bir “sürpriz” olmadığı hususuna katılmıyorum. Hatırlayalım, çok yakın zamana kadar iktidarın kaybedeceği bir seçim yaptırmayacağı, kaybetse bile seçim sonuçlarını tanımayacağı kanaati çok yaygındı. Mevcut iktidara adeta kadir-i mutlaklık atfeden, ona sahip olmadığı güçler bahşeden bir anlayışın muhalefet saflarında daha düne kadar hayli genelleşmiş bir kanıydı. 31 Mart İstanbul seçiminin iptali sonrasında da bu yaklaşım çokça dillendirilmişti.

31 Mart’ta manzara iktidar için nahoştu elbette ama çok da can yakıcı değildi. Düzenli bir geri çekilişle ricatı önlemek, kayıpları minimumda tutmak, ağır çekim erozyonu gizleyerek tabanın moral bütünlüğünü muhafaza etmek pekâlâ mümkündü. Olmadı. Rejim yenilemeyecek kadar güçlü olduğu vehmiyle aslında mevzi bir yenilgiyle dahi baş edemeyecek zayıflıkta olduğunu dünyaya ilan etti. İBB Başkanlığı seçimini yine rejimin ve liderin oylanacağı bir plebisite dönüştürdü. Bunun riskli bir adım olduğu, taviz verememenin, geri adım atamamanın bir zayıflık alameti olduğu, “ya hep ya hiç” çizgisine sıkışmış olmanın daha büyük yenilgilere kapı aralayabileceği o zaman da yazıldı. Bu bakımdan haklısınız. Yazıldı yazılmasına da sonucun böyle bir hezimet, mevcut iktidar blokunu destabilize etme potansiyellerini gündeme getiren bir bozgun olacağı büyük ihtimalle kimse tarafından tahmin edilemedi.

İstanbul seçimi, memleketin siyasal topografyasında devasa bir değişimin işaretini veren, siyasal güç dengelerinde büyük sarsıntılara yol açacak bir “tektonik kayma” olmuştur. Uzun zaman sonra belki de ilk defa siyasal bloklar arasında dikkate değer bir kaymanın gerçekleştiği, küçümsenmemesi gereken bir kesimin iktidar blokundan muhalefete doğru geçtiği görülmektedir. Buna “çöküş” demek için belki erkendir ama kesin olan, seçimi iptal edip yeniletmenin iktidar için telafisi zor bir ağır hataya dönüştüğüdür.

Siyasal güç ve meşruiyeti istikrarlı bir toplumsal çoğunluğu temsil etme iddiasına dayanan şefçi rejimin yoksulluğu yönetme kapasitesinin krizle birlikte ister istemez yara alacağı, 24 Haziran seçimleri ve sonrasında giderek görünür olan “ağır çekim erozyonunun” iktisadi kriz koşullarında süratleneceği elbette daha önce ifade edilmişti. Ancak erozyonun hızındaki artışın böyle boyutlar kazanacağını doğrusu öngörmek güçtü.

Şefçi rejim, düne kadar “milli irade” mitine, yani şefin milli iradenin doğal temsilcisi olduğu varsayımına dayanıyordu. Bu, çarpıtılmış da olsa sandığın temel meşruiyet ve güç kaynağı konumunda olduğu, “plebisiter” bir olağanüstü rejim tipiydi. İktidar, düzen içi hizipler arası güç ilişkilerini şef lehine tanzim etme çabasında ezici sandık çoğunluğuna, büyük kalabalıkların liderin etrafında mobilize edilmesine dayanıyordu. İşte şimdi bu plebisiter mobilizasyon güç ve kapasitesinin iktidarın........

© Gazete Karınca