We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

‘Üçüncü Yol’a revan olmak – Nejat Uğraş

13 10 0
24.06.2019

Nejat Uğraş*

Seçim sonuçlandı. Resmi olmayan sonuçlara göre İmamoğlu kazandı ve aradaki fark bir hayli fazla. İmamoğlu’nun kazanması Türkiye siyasetinin fay hatlarında önemli kırılmalara ve sarsıntılara neden olacaktır. Ve hem kaybedenin hem kazananın Kürtlerin aleyhinde/lehinde açıklamalar, analizler, değerlendirmeler yapacağı/yapılacağı kesin gibi. Kürdün kendisinin bile inanamadığı kadar önemsenen ve “yüksek stratejik oy” derekesinde kıymetlenen tarihsel bir sapakta kimlerin ne kadar ağır bedeller ödeyeceği önümüzdeki reel politik düzlemin kaynayan kazanında fokurdayacak. Ama bir nokta var ki, pas geçemeyeceğimiz bir nokta. Bu seçimin Erdoğan’ın beka seçimi olduğu kesin gibi. Bu seçim artık sadece İstanbul’un kaybedildiği bir seçim olmaktan çıktı. Daha doğrusu Erdoğan seçimi tekrarlatarak -iç ve dış faktörleri biliyoruz- bu minvalden çıkardı seçimi.

31 Mart seçimlerinde propaganda/ajitasyon aksını oluşturan “beka” söyleminin aslında “memleketin efkar edildiği” bir ahvalin olmadığını da faş etti. Sandıkta yenilmez sanılan şövalye 31 Mart’ta üzengiyi kaybetti. 23 Haziran’da attan düştü. Seçimin ortaya çıkardığı ve çıkaracağı sonuçları başka bir yazının konusu yapalım. Ama Erdoğan kaybederse faturayı Kürtlere keseceği ve Kürtlere karşı amansız bir savaşa girişeceğini öngören senaryo en kötüsü –bu savaş Erdoğan için dizi finali olma potansiyeli taşıyor. Çünkü kesinlikle kazananı olmayacak ama en büyük kaybedeni Erdoğan olacak bir savaş.

Bu savaşın psikolojik olarak yürütülmesinde görevli kurum ve kişiler için 18 Haziran tarihi, alameti farika olacaktır. Çünkü bu tarihte Abdullah Öcalan avukatları ile bir görüşme gerçekleştirmiş ve görüşmede “kamuoyuna duyuru” başlıklı yazılı bir açıklama yapmıştı.

Açıklamada önümüzdeki dönemde sorunların daha da ağırlaşacağına dikkat çekerek Kürt siyasetinin menzil darlığına ve ufuk sınırına inceltilmiş bir eleştiri yöneltilmiştir. Mevcut menzil darlığının demokratik ittifakı ve bağlantılı olarak demokratik müzakere opsiyonunu zayıflatacak, zaafa uğratacak bir eksen üzerinde yapılmamasını ve buna azami dikkatin gösterilmesi gerektiğini de salık vermiştir. Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihsel bloğunda yer alan iktidar ve muhalefet blokları arasındaki iktidar kavgasına angaje olmayan, kendi gündemini ve siyasetini yürütmek konusundaki esas çizginin “Üçün Yol Siyaseti” olduğunu ısrarla belirtmiştir.

Bu mektup aynı zamanda demokratik siyaset alanının Üçüncü Yol siyasetini silikleştiren tutumuna düşülen bir şerh olarak da okunabilir. Ancak şunu söylemek gerekiyor. HDP’nin bir tutum değişikliği Türkiye siyasi tarihinin en büyük siyasi intihar vakası olacak bir keskinlikteydi. Nitekim HDP de Üçüncü Yol vurgusunu yüksek bir tonla belirtip tutumunda bir değişikliğe gitmeyeceğini duyurdu.

Bunun HDP açısından elbette ki sonuçları olacak. Bu sonuçlardan hassasiyet derecesi yüksek olanı HDP’nin önümüzdeki hengâmeli dönemde özgünlüğünü koruyabileceği yegane düzlemin Üçüncü Yol olacağını daha net olarak tartışacağını öngörebiliriz.

Peki nedir bu üçüncü yol? Öcalan’ın bırakınız siyaset yapmayı, yaşamanın ve ayakta kalmanın oldukça güç olduğu Ortadoğu coğrafyasındaki güç matrisinin içinde öznellik yaratmanın ve stratejik güç olmanın anahtar öncülü olarak gösterdiği “Üçüncü Yol Siyaseti” İstanbul seçimleriyle birlikte yeniden tartışılacak önemli bir konu başlığı olarak gündemimize girdi bile…

1990’lı yılların en parlak propaganda malzemesi olan “Üçüncü Yol” yaklaşımı klasik sosyal demokrasinin temel tezlerinde revizyona gidilmesi ve neoliberalizm eleştirisi üzerinden oluşturulmaya çalışılan orta yolcu bir diskura sahiptir. Klasik sosyal demokrasi ve neoliberalizmden farklı bir yol önerdiğini iddia eden bu yaklaşımın son kertede kendisini “neoliberalizmin yanında konumlandırdığı ve neoliberalizmle ortak noktanın, 1990’lı yıllarda ortaya çıkan Washington Sonrası Konsensüs ile görünür hale geldiği bilinmektedir.”

Üçüncü Yol’un iki önemli temsilcisinden birisi Bill Clinton ise diğeri de Tony Blair’dir.

ABD’de Roosevelt’ten sonra üst üste seçim kazanan dönemin tek Demokrat Başkan sıfatına sahip Bill Clinton’ın 1997 yılında yapılan ‘Ulusa Sesleniş’ konuşmasında üçüncü yolu telaffuz etmesi, konuya verilen önemin bir göstergesi olarak değerlendirilmişti. Clinton’ın asıl amacının Sosyalist Enternasyonal’in yeni ve ideoloji sonrası bir versiyonu Üçüncü Yol Enternasyonali’ni oluşturmak olduğu ifade edilmişti.

Aslında, Üçüncü Yol, içeriği pek de belli olmayan, merkez solda tüm yeni fikirleri ve arayışları simgeleyen şemsiye bir kavram haline gelmesinde entellektüel tartışmaların merkezinin İngiltere olduğu biliniyor.

18 yıl aradan sonra Blair liderliğinde İngiltere’de iktidara ulaşan İngiliz İşçi Partisi’ni “Üçüncü Yol”a sürükleyen süreci, kendisini iktidara taşıyan felsefeyi sistematize etme çabasını ve duyduğu minneti “ Şubat 1998’de Clinton’u Washington’da ziyaretinde merkez solun 21. yüzyıl için uluslararası uzlaşmasını Üçüncü Yol’un sembolize edeceğini” söylemesiyle doruğa çıkmıştı. Üçüncü Yol ile özdeşleşmiş olan İngiliz İşçi Partisi’nin uygulamaları ışığında, Üçüncü Yol politikalarının eşitlik, yurttaşlık, kamu hizmeti, devlet ve piyasa konusundaki yaklaşımların sosyal devletin tasfiyesinde kritik bir role sahip olmuştur.

Peki, nedir üçüncü yolun burjuva içeriği?

“Üçüncü yol, sosyal demokrasinin modernleştirilmiş versiyonu olarak tanımlanmaktadır. Radikalleşen modernliğin yaşam koşullarında bireylere ve topluma yön verecek politik bir program olarak şekil bulmaktadır.”

Üçüncü Yol’un en yetkin teorisyeni Anthony Giddens, bu politikaların en temel hedefini “vatandaşların zamanımızda yaşanan küreselleşme, kişisel yaşamdaki dönüşümler ve doğayla ilişki bağlamında ortaya çıkan........

© Gazete Karınca