We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Ancak özgürleşmiş bir insan kendine gülebilir – Demet Parlar

9 6 21
10.02.2019

Demet Parlar

Esas mesele ve söylemek istediğim şeyin odağında bulunan da budur; bugün, kendimize dair bildiklerimiz o binlerce yıl öncekilerden çok daha fazladır ve çok daha derin bilgiler içerir. Eğer bildiklerimizi uygulamaya geçirecek olsaydık… esas mesele budur.”*

Seçmek seçenekler arasından birini tercih etmek anlamına geldiğine göre, özgürlüğünden vazgeçmek anlamına gelen böyle bir seçeneği hangi insan isteyebilir ki? Peki ya yaşadığımız dünyanın, evin ya da ülkenin bir hapishane olduğunu fark etmiyorsak, fark edebilsek de özgürleşmek için gerekli yolları bilmiyorsak? Yoksa… biliyor ama kullanamıyor muyuz?

İçinde Yaşamayı Tercih Ettiğimiz Hapishaneler kitabında olduğu gibi bazı kitaplar insana yalnızca ismiyle bile farklı ve derin sorular sordurabiliyor. Nobel Ödüllü yazar Doris Lessing 1985 yılında Kanada’da gerçekleştirdiği beş bölümlük konferansını temel alarak yazıyor bu kitabı.

Gelecekte insanların geriye dönüp bugüne baktıklarında, kendimize dair, insanların geçmişte bildiğinden çok daha fazla bilgiye sahip olduğumuzu, ama bunun ancak çok az bir kısmını uyguladığımızı görerek, en çok buna hayret edeceklerini düşünüyorum.” Bizden sonra gelecek insanlara nasıl görüneceğimize dair ciddi kafa yormasının nedenini kendimizi yargılarken kullanabileceğimiz “öteki göz”ün gücünü arttırmak yönünde bilinçli bir çaba olarak açıklıyor. “Tarih okuyan biri, bir yüzyıla ait ateşli ve güçlü inançların genelde bir sonraki yüzyılda saçma ve olağan üstü görüneceğini bilir.”

Lessing, insanlık tarihinden binlerce yılda miras aldığımız onca deneyime, davranışlarımıza ve doğamıza dair devasa bilgiye rağmen neden hala savaş ve kavgaların, kısır çekişmeler ve ayırımcılığın, cinayetlerin, toplu katliamların yaşandığını kendi kişisel yaşamından, tarihten ve bilimsel deneylerden örnekler vererek sorguluyor. Deyim yerindeyse acı ve kanlı olaylarla dolu vahşi geçmişimizden hiç ders almadığımızı hatırlatıyor bize. Zaman zaman bizi ele geçiren sürü psikolojisi ile ilgili bilimin ve tarihin sağladığı tüm verilere gözlerimizi kapatarak, kendimizi dışarıdan ve nesnel bir bakış açısı ile görmeyi reddedişimize dikkat çekiyor. Ve bu korkunç biçimde güçlü olan ilkel içgüdülerimize, sürü psikolojisine karşı elimizde kendimizi başka bakış açılarından gözleyebilme yeteneğimiz olduğunu, bu yeteneğimizi roman ve tarih okuyarak geliştirebileceğimizi hatırlatıyor.

Antropolog bir arkadaşım, romanların antropolojiyle bir rafta olması gerektiğini söylemişti. Yazarlar insanlık durumuyla ilgili yorumlar yapıyor, bu bizim konumuz. Edebiyat, sahip olduğumuz en iyi ‘öteki göz’ü elde etme, kendimizi kendimizden kopararak görme yollarından biri. Bir diğeri de tarih, artık gençler tarafından bu şekilde algılanmamaya başladı, artık yaşamanın vazgeçilmez araçlarından biri olduğu düşünülmüyor…”

Anne ve babası İngiliz olmasına rağmen çocukluk ve ilk gençlik yılları ırkçılık ve ırksal ön yargıların, siyahlara sosyo-politik baskıların çok fazla olduğu Rodezya’da (şimdiki adıyla Zimbabve) geçiyor. Yaşamı boyunca uzak ve yakın çevresinde gözlediği ırksal ön yargılar ve sosyo-politik baskı, yazılarındaki ve romanlarındaki tematik düşünce yapısını belirgin bir biçimde şekillendiriyor. Çok renkli ve aktivist bir yaşamı oluyor, 14 yaşında ailesine isyan ederek okulu bırakıyor, 15 yaşında evi terk ediyor, 18 yaşında Rodezya parlamentosunda çalışmaya başlıyor ve ülkede ırkçılık-karşıtı bir sol partinin kurulmasında rol alıyor. İkinci Dünya Savaşı’nın yarattığı onun deyişiyle “yüksek sesli, delilik” ortamının etkisiyle yaptığını söylediği iki evlilikten ilkini 19 yaşında yapıyor. 1943’te sona eren ilk evliliğinin ardından Komünist Partisi’ne katılıyor ve Alman siyasi eylemci Gottfried Lessing ile evleniyor. 1949 yılında eşinden ve Rodezya’dan ayrılıp oğluyla birlikte Londra’ya geliyor. O tarihten sonra yaşamını profesyonel bir yazar olarak Londra’da sürdürüyor. Aynı yıl nükleer silahlara karşı yürüttüğü çalışmalar yüzünden Rodezya’ya girişi uzun süre engelleniyor.

Evet Doris Lessing ırkçılığın distopya gibi yaşandığı bir ülkeden Rodezya’dan, oğluyla birlikte demokratik bir ülkeye Britanya’ya........

© Gazete Karınca