TEKÂSÜR’Ü ANLAMAK

" Çoklukla övünmek, sizi kabirlere varıncaya kadar oyaladı. 

Hayır, öyle değil, ilerde bileceksiniz, 

Hayır, hiç öyle değil, ilerde bileceksiniz,

Hayır, öyle değil bunu kesin bir bilgi ile bileceksiniz! 

Ant olsun ki, cehennemi göreceksiniz. 

Ant olsun ki, günü gelince apaçık göreceksiniz onu: 

Sonra, ant olsun ki, (size verilen) nimetten sorulacaksınız." 

Tabureleri yan yana dizilmiş çay ocağının bahçesinde yanı başındaki üç adamın hararetli konuşmalarının tacizi altında eziliyordu adam.   Arsaların fiyatı uçacakmış, biraz daha beklemeleri gerekirmiş... Belediyede işin imarını çözecek adamları varmış… Ellerine geçen ve hayatları boyunca yan gelip yatarak para kazanma fırsatını akıllıca kullanmaları gerekirmiş… Hararetli konuşmaların gürültüsünde ezilen adam tüm zamanların ötesinden tüm mekânları aşan cümleler mırıldanıyordu;  “Kella sevfe ta’lemun. Sümme kella sevfe ta’lemun. Kella lev ta’lemune ilmel yekıyn. (Hayır, öyle değil, ilerde bileceksiniz! Hayır, hiç öyle değil, ilerde bileceksiniz! Hayır, öyle değil bunu kesin bir bilgi ile bileceksiniz.)” Kendisine kulak kabarttığımı görünce, Tekâsür Süresini bilir misin? Diye soruyor ve devam ediyordu…

Çokluk duygusu; hep biraz daha arttırma, hep biraz daha çoğaltma, hep biraz daha fazlasına sahip olma duygusu.  Aç gözlülük, çoğaltma yarışı kapitalizmin ekonomik adamının ızdırabı. Çokluk duygusunun yalnızlığını yaşıyor modern insan, daha fazlasına sahip olabilmek için paralıyor kendini. Çoğaltırken azalıyor, büyürken küçülüyor, arttırırken eksiliyor her geçen gün. Bedelin, fiyatın ve rantın peşindeki insan; sahip oldukları ile acı çekmekten kurtulamıyor. Zavallı bir hal alıyor insan,........

© Gazete İpekyol