İNSAN MEDENİYETİ
Medeniyet bir yaşama biçimi, medeniyet bir hayat görüşü, medeniyet bir birlikte yaşama ahlakıdır. Medeniyet bir hukuk oluşturma süreci, medeniyet bir iktisat anlayışıdır. Daha başka nedir medeniyet; bazen mekân tasavvuru, bazen sadece mimari, bazen büsbütün şehir, bazen kültür ve tekniktir. Evet, aydınlarımızın medeniyete dair görüşlerini incelediğimizde çok farklı medeniyet tarifleri ile karşılaşabiliyoruz. Bazen sanatla birleşir medeniyet, estetiğe bürünür; bazen geleneğe yaslanır, tarihte var olur. Bazen kökü inançtır, gövdesi adalet, dalları ahlaktır medeniyetin. Bazen kozmosta birlikle ahenk olur; mikro kozmosla makro kozmos arasında muhteşem bir uyuma dönüşür medeniyet. Bazen dinsiz, seküler “medeniyet”in karşısında hepten dindir, dinledir medeniyet. İnsan ve âlem arasında ahenktir, insanla doğa arasında ahenktir ve nihayet insanla Allah arasında ahenktir medeniyet.
Medeniyete ait tüm bu tariflerin üzerinde insandır medeniyet. İnsan içindir, insan olmak içindir. Zira insan olmak üzere geldiği bu dünyada, insan olarak kalabilmek ve dahi insan olarak ölebilmek için bir imkân sunmalıdır medeniyet. Medeniyet ancak insanla var olacaktır, insanı var kılarak, insanın varlığını, değerini anlamla buluşturarak, inşa ederek insanı, imar edecektir dünyayı. İşte o zaman medeniyet olacaktır… Medeniyet; insanı erdeme ulaştırmalıdır. Değere, hikmete, adalete, ahenge dayanmalıdır. Huzura imkân sunmalıdır, umuda ulaştırmalıdır. Yoldur, yöndür, yöntemdir medeniyet. Yol olmalıdır, yol........
