ÖLÜME VE GÜNEŞE DİK BAKILMAZ

Deprem oldu. Herkeste panik havası. Üç yıl önceki deprem canlandı. Korku ve endişe. Ölüm korkusu. Kurum binamız sarsıldı. Herkes avluya koştu. Çaresizce. Hayatımız çürük bir ipliğe bağlı. Her an ölüm gelebilir, kapıyı çalabilir. Biraz İvan İlyiç'in Ölümü romanı. Yirmi beş yıl önce okumuştum. Ne kadar anladım? Tolstoy çok büyük bir yazar. Tarihin en büyük yazarlarından biri. Ölüme doğru giden kendisi. Malı, mülkü, dünya ölçeğindeki şöhreti tatmin etmiyor. Anlattığı kendi hikayesi. Hepimizin hikayesi. Ölüm karşısındaki ezeli çaresizlik. Ölüm insanoğlunun bu dünyadaki en büyük meselesi, en büyük problemi. İnsan daima kaçıyor ölümden. Hatırlamak bile istemiyor. Van Gogh'un hayatı, cinneti ve intiharı. Anlamı yitiriş. Tanrıyı kaybediş. Neden tanrıyı kaybedince mutsuz oluyor insan? Dostoyevski'nin umuduna hayret ediyorum. Belki de manasız bir umut. Dostoyevski yalan söylüyor. Gırtlağına kadar umutsuzluk ve karamsarlık içinde yaşadı. Umutsuzluk hastalık değil, çıplak gerçeği kabullenmektir. 

Ölüm sonrası gerçek bir muamma. Ölüme de güneşe de dik bakılmaz. Dört........

© Gazete İpekyol