YALAN VE YANLIŞ
İnsan, birbirine bağımlı mana ve maddeden oluşmuş ilahi bir yazıdır. Yazının harflerine yüklenen anlam gibi, görünen cismani vücuduna bir manevi şahsiyet yerleştirilmiştir. Maddi vücudunun el, ayak, göz, kulak gibi azaları, manevi vücudunun da kalb, akıl, hayal, tasavvur, hayâ, sevgi, öfke, merak gibi duyguları vardır.
İnsan manevi şahsiyetini Müslüman etmekle iman etmiş olur; cismani şahsiyetini Müslüman etmekle de salih amel işlemiş olur. Bu nedenle Kur’an-ı Kerim, birçok ayetlerinde İslam’ı “iman etmek ve salih amel işlemek” ikilisiyle tanımlamaktadır. Peygamber (ASV)’ın: “İman yetmiş küsur şubedir, hayâ da imandan bir şubedir” “sevgi ve buğz imandandır” şeklindeki hadisleri insanın manevi yapısını oluşturan duyguların da iman kavramının kapsamında olduğuna dikkat çekmiştir. Çünkü hadislerde geçen sevgi, buğz, hayâ gibi kavramlar insanın duygularını ifade eder. Tüm duyguları İslam’ın prensipleri doğrultusunda kullanmakla günah ve küfür kirlerinden arındırılmış olur. Maddi azaları İslam’ın kurallarına göre kullanmak da amel-i salih diye belirtilmiştir.
İslam’ı kendi manevi kişiliğine kabul ettirmeyenlere kâfir adı verilmiştir. Ancak itikad itibariyle değil de amel itibariyle İslam’ın yaşanmaması fasıklık ve günahkârlık olarak nitelendirilmiştir. En kısa tanımıyla inançta yanlış yapana “kâfir”, inançta yalancılık yapana “münafık” amelde yanlış yapana “fasık” veya “günahkâr” amelde yalancılık yapana da........
