MEZARIN NASİHATİ
Rahmetli babam aramızdan ayrılalı tam on yıl oldu. Onun yokluğuna hâlâ alışabilmiş değiliz. Kabrini her ziyaretimizde kendisine ve bütün ehl-i imanın ölmüşlerine rahmet ve mağfiret duaları okuyor, hayırla yâd ediyoruz. Ancak boğazda düğümlenen bir hüzünle birlikte ister istemez bazı düşüncelere de dalıyorum.
Geçen gün mutat ziyaretlerimizden birini yaparken, babamın mezarı çevresindeki mezarlara dikkat ettim. Babamın mezarından sonraki boş olan bölge dolmuş, yüzlerce insan ölmüş. Demek ölüm durdurulamıyor, sırası gelen herkes bu kapıdan içeri giriyor.
Çoğu mezarların üzerine dünyevi rütbe ve makamlarının da yazıldığını gördüm. Ancak insanın ruhuna işleyen gerçek şudur ki, dünyevi görevi, makam ve rütbesi ne olursa olsun hepsi aynı miktarda bir yer kaplamış, hepsi aynı toprakla buluşmuştur. Bütün mezarların içi aynı toprak ve aynı boyuttadır. O halde bütün dünyevi rütbeler kabrin kapısına kadardır. Masraf edilmiş bakımlı mezarların dış görüşünden başka hiçbir fark görülmüyor. Tabii berzah âlemindeki durumlarını görmüyoruz. Ümit ederiz ki hepsi orda da rahattırlar, rahmet içindedirler.
Mezarların bu durumunu görüp herkesin sonunun bu olacağını öğrendikten sonra hayatta olanların da kendilerine çeki düzen vermeleri gerekir. “Nasihat istersen ölüm yeter” şeklindeki büyük sözün anlamı burada çok daha net görünüyor. Basit ve geçici hevesler uğruna kalp kırmak, dünyada bırakıp gideceği fani mal için çatışmak, kavga etmek, düşmanlıklar oluşturmak asla akılla bağdaşmaz. Mezarların eşitliğini görüp basit dünyalıklar için Allah’ın yasaklarını çiğnemek, zulüm ve hileler yapmak, boş şeyler uğruna çırpınıp durmak, ancak........
