Her adım bir inançla başlar, aslolan kimin inancı olduğudur |
Amerikalı gazeteci, yazar ve dünya barış savunucusu Norman Cousins şöyle der: “İlaçlar her zaman şart değildir, ama inanç her zaman şarttır.”
Cümleyi mecaz anlamı ile değil yazıldığı haliyle de irdelediğimizde içilen ilaçla iyileşeceğine inanmazsan iyileşemezsin açıklamasını çok net yapabiliriz. Alıp bu “inanç” kavramını hayatımızın her alanına koyduğumuzda da aslında yazıldığı hali ile aynı sonuçlar elde etmemiz kaçınılmazdır.
Bu teorik anlatımı birlikte açalım istedim. Zira her insanın inanç meselesi, bir nevi yaşam felsefesinin temelini oluşturur.
Hepimiz doğduğumuz günden kendi şimdiki anımıza kadar; aile kültürümüzden, yakın çevremizden, medyadan, yaşadığımız ülke, bölge ve semtten, kişiliğimizden, tüm etkileşimlerimizden bazı genel ve kendimize özel inanç kalıpları geliştiririz. Bu inandığımız şeyler bilinçli ya da bilinçsiz olarak kendi kaderimizi inşa etmemizi sağlar. Ya onu biz inşa ederiz ya da başkaları inşa eder. İkinci durumda biz kendi hayat hikayemizin seyircisi oluruz.
Örneğin üniversitede geçen süre benim iş hayatına atılmam için bir zaman kaybı ise okumayı tercih etmeyebilirim. Çünkü yakın çevremde şöyle bir inanç kalıbı beni de içine almıştır: “Etraf işsiz üniversitelilerle........