menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

NE OLACAK SONUMUZ?

39 0
02.03.2026

Dünyanın neden böyle bir yer olduğuna dair yakınmaya hiç mi hiç hakkımız yok. Bunda hepimizin az çok payı var. Özellikle cep telefonları çıktıktan sonra çalışkanlık, üretkenlik, sorgulama adına mertlik bozuldu. Hepimiz standartlarımızı epey bir düşürdük, ölümcül gayretleri unuttuk. Bizden önceki nesillerin çektiklerini ağzımıza ve dilimize almaz olduk. Bizler, dünyanın en acılı topraklarının üzerinde yaşıyoruz. Hayatlarından ve tüm varlıklarından bizim için vazgeçenlere rağmen biz bazı şeyleri ne yazık ki koruyamadık. Değerlerimizi koruyamadık, sahip olduklarımızı koruyamadık, zihnimizi koruyamadık.   Beynimizin kıvrımlarına işledikleri uyuşukluk aşılayan sloganları şiarımız haline getirdik.  “Evrene mesaj gönder (ona bırak), hayal et yeter, çekim gücü halleder (sen otur), isteklerini yaz (sonra unut)” türünden vaatlere ikna olduk ve dünyadaki tüm iyilikleri inşa eden sebatın yerini bu vaatler alınca gayretli olmayı kelime haznemizden çıkardık. Başarının, mutluluğun, olabilmenin, üretebilmenin, yaratabilmenin birkaç sihirli hareket veya sözle ele geçirilebileceğine inandırıldık. Konfor diye elimize tutuşturulanları kaybetmektense ölmeyi tercih edebilecek kadar saçma bir noktaya geldik. Geçenlerde lise çağlarında olan iki gencin sohbetine denk geldim, daha doğrusu karşılıklı ötüşmelerine demeliydim. O kadar derinliksiz ve talihsiz bir diyaloğa başka türlü bir isim vermemiz mümkün değil. Ne kadar şanslı bir dönemde yaşadıklarından dem vuruyorlar. “İyi ki de bundan elli atmış yıl önce genç olmamışız, o zaman ne internet vardır ne de cep telefonu.” diyor biri, diğeri de onu haklı çıkarmak için ekliyor: “Düşünsene sosyal ağlar yok, WhatsAp yok, Youtoube yok, mail yok, ne kadar sıkıcı. O dönemler yaşayacağına ölsen daha iyi.” Kızıp şaşırıyoruz ama bizler de onlardan pek farklı değiliz tarafsız gözle değerlendirince. İyice........

© Gazete Gerçek