NASIL YENERİZ?
Tüm kavramlar birbirine dolandı, kördüğüm oldu. Doğruyu yanlıştan, iyiliği kötülükten, güzeli çirkinden, gerekliyi gereksizden, değerliyi değersizden, helali haramdan, önemliyi önemsizden, kalıcıyı geçiciden, kaliteliyi kalitesizden ayıramaz olduk. İnsanlığın kaderini böyle ikilemlerin içine sıkıştırmaya çalışan sistem bize daha yolun başında kaybettirmiş gibi hissettiriyor. Dünyayı cehennemin tüm renklerine boyamaya çalışanların karşısında elimizde pek bir şey yokmuş gibi görünüyor. Ama sadece görünüyor. Çünkü bizleri kendine ram etmeye çalışan sistemin işi biz insanlığımızı kaybetmediğimiz sürece epey bir zor. İstedikleri kadar teknolojiyi boynumuza urgan gibi geçirmeye çalışsınlar, ortalarda görünen kirli ellerini bizden saklamak için bin bir numara geliştirsinler, bunu yapamayacaklar. Dokusunu değiştirmeye çalıştıkları ulusların (özellikle bizim milletimizin) içinde sakladığı hazineye ellerini uzatamayacaklar. Bu hazinede neler mi var? Müsaadeniz olursa kendi çevremden örnekler vermek istiyorum. Eminim hepimizin etrafında bu örneklerden yüzlercesi vardır. Kişi isimlerini değiştirdim, tevazu dolu insanların duygularını incitmek istemem.
Mualla Teyze…Kıt kanaat geçinir; ama gönlü zengindir. Birinin muhtaç olduğunu bilsin, iki lokmasının birisini düşünmeden verir. Tek bir lokması varsa onu da paylaşır. Zor durumda olanlara ahkam kesmez ve içinden gelerek şunları söyler: “Üzülme, atlatırsın, elimizde olanı paylaşırız.” Paylaşır da üstelik. Yirmi yıl önce başına gelen bir olayı anlatayım size. Birkaç saatlik mesafede, başka bir şehirde yaşayan kızının yanına ziyarete gidiyor. Kızı dönüş biletini alıyor, yanında fazla bir parası yok. Otobüste yanına kucağında küçük bebeğiyle genç bir kadın oturuyor. Kışın azgın soğuğunda, çocuğuna bir battaniye saramadan, üstüne başına bir şey alamadan yuva bildiği........
