DÖNÜŞTÜRÜLÜRKEN… |
Sorunlarımızı görebilmek için gerçeğin aynasında karşılaşmamız gereken ilk şey “kendi benliğimiz”dir. Her zaman kim olduğumuzu bilip her an tetikte olmak zorundayız. Güçlü ve eksik yanlarımızı bilmeden dışımızdaki dünyaya adım atmak, tropik bir ormanda kanatları olduğu halde uçabildiğinin farkında olmayan kuşlara çevirir bizi.
Artık yılanlar mı çayanlar mı sırtlanlar mı…Kime yem olmak istiyorsanız ona yem olun. Böyle bir ortamda kimliksiz kaldığınızda elbet sizi yok edecek birileri bulunur, merak etmeyin. Şuursuzca ortalarda dolaşıyorsanız bu kadar vahşi bir dünyada sadece bir avsınız bazıları için. Hayatın en önemli gerçeği bu, şaşırmaya lüzum yok. Hani diyorlar ya “Welcome to the real world!” (Gerçek dünyaya hoş geldin!) Dünya hiçbir zaman tekin olmadı, görünen o ki bundan sonra daha da kötüye gidecek. Çünkü eskiden en azından kim olduğumuzu biliyorduk. Zayıflıklarımız ve bağımlılıklarımız bile binlerce yıl öncesinden miras; sıradan, bilinen ve mücadele edilen şeylerdi. Bu bağımlılıkları alt etmek için güzel kurumlarımız vardı, çok şükür hala var. Mesela YEŞİLAY. Madde bağımlılığının zararlarıyla ilgili tiyatro gösterileri düzenleniyordu, okullar onları izlemeye gidiyordu. Bununla ilgili kol çalışmaları vardı; Yeşilay Kolu. Çocuklarımız bile bağımlılıkların yıkıcılığı konusunda arkadaşlarını bilgilendiriyordu. Şu anda da okullarda “Yeşilay Kulüpleri” var elbette. Ama adı bile amacıyla çelişiyor. Kulüp…Yabancı bir dilden gelmenin ötesinde, hazin bir tutarsızlığın örneği…Kökeni Fransızca olan ve bizde başka anlamlara da (!) gelebilen bir sözcük. Neyse biz şimdilik isimler konusuna takılmayalım, asıl konumuza geri dönelim. Şu anda insanlığın kan kaybetmesine sebep olan ve hatta onu insanlıktan dirhem dirhem çıkaran bir bağımlılıktan söz edelim.
Teknoloji bağımlılığı. Bu konuda neden henüz tıpkı YEŞİLAY gibi anıtsal bir kurum vücuda getiremedik? Oysa en önemli şeyimizi, insan olma kabiliyetimizi bu bağımlılık elimizden almak üzere. Üstelik de insan sağlığı (psikolojik ve fiziksel) üzerindeki etkisi bu maddelerden çok daha beter. Ve uzun vadede göremediğimiz bilişsel etkilerini hiç hesaba katmıyoruz. Bu bağımlılığın insan sağlığına yaptıklarının bir kısmına bakalım: “Teknoloji bağımlılığının en tehlikeli yanlarından biri insanların mavi ışığa maruz kalmasıdır. Mavi ışık melatonin salgısını baskılar, uykuya dalmayı zorlaştırır. Uzun süre ekrana bakmak, üstelik de el kadar cihazlara; göz kuruluğu, bulanık görme ve göz yorgunluğu yapar.
Sürekli oturma ve yanlış duruş; boyun, sırt ve bel ağrılarına yol açar. Gelişme çağındaki çocuklarda ise uzun süre kambur oturuş, sırtın öne doğru eğilmesine yol açabilir, hatta yanlış oturma pozisyonları ve hareketsizlik özellikle ergenlik döneminde skolyoz riskini artırır. Bununla da kalmaz obezite riskini de artırır. Buraya kadar aşağı yukarı hepimizin bildiği sonuçlar belki. Ama mevzu bahis etmediğimiz daha beterleri de var. Mesela zaman algısının bozulması. Uzun süre dijital kullanımda kişinin gerçek zaman algısıyla bağları kopabiliyormuş. Ruhsal çöküntüye ne demeli? Sosyal medyanın bilinçsizce kullanımında ruhsal çöküntüye eşlik eden bir başka durum daha var: Dijital ortamda sürekli kıyaslama, bireyin kendini yetersiz hissetmesine yol açar. Bitmedi, bu bağımlılığın bizi insanlıktan çıkaran yanı ise sosyal izolasyona ve ilişkilerde bozulmaya neden olması. Aile ve arkadaşlarla geçirilen zamanın azalması, konsantrasyon kaybı ve erteleme davranışı nedeniyle akademik performansta ve iş performansında düşüş olması, gerçek hayattaki sorumluluklardan kaçış eğilimi, dijital cihazlardan uzak kalındığında öfke, huzursuzluk ve yoğun kaygı hissedilmesi…Geleceğimizi bizim aleyhimize şekillendiren ve insanlığımızı yok eden en önemli etkisi ise çocuklarımızın beyin gelişimi henüz tamamlanmadığından onlarda bağımlılığın kalıcı hale gelmesi…”
Bizden birkaç nesil sonrası için her şey hazır. Çocuklarımız, torunlarımız, torunlarımızın torunları bu teknolojiler olmadan nefes bile alamayacaklar. İstenilenin bu olduğu kuşku götürmez. Diğer bağımlılıklar üzerinde çalışılıp “Teknoloji Bağımlılığı” için ciddi tedbirler alınmamasının altında yatan asıl neden bu mu? Şu anda piyasada büyük bir gururla sanal bağlantı gözlükleri satılıyor. Normal gözlüğe benzer gözlükler internete doğrudan bağlanabildiği gibi fotoğraf çekme, müzik dinleme, mesajlaşma gibi işlevleri yerine getirebiliyor. Bilgi ekranları doğrudan görüş alanına yansıtılıyor. Sesli komut alma özellikleri var. Bilekten kontrol edilenleri ve el hareketlerini algılayan modelleri de var. Sanal dünyayı gözümüzün önüne perde gibi çektik, bundan sonrası artık korneamızın içi gibi görünüyor. Bu kadar bağımlı olmaya devam edersek bizleri cyborga dönüştürmelerini büyük bir memnuniyetle karşılayacağız, hatta dönüşemeyenlerimiz büyük kederlere gark olacaklar. Bize yenilik adı altında sundukları aparatları hızla bedenlerimize ve ruhlarımıza eklemlemeye devam ediyorlar. Bizler yarattıkları katliamlarda ölen on binler (çoğu çocuk) için acı çekerken onlar bunu fırsat bilip teknoloji bağımlılığımıza ivme kazandırıyorlar. Tek dertleri insanlığı kontrol edilebilir bir yığın haline getirmek. Bunu iyice hızlandırdılar ve epey bir yol kat ettiler. Ağızlarında hep 2030 yılı. Kimler tarafından kontrol edildiğini bilmediğimiz bir makinenin dişlisi gibi yaşamaya bağımlı hale getirildik. “Ademoğlu” olarak kalmak istiyorsak bundan bir an önce silkelenip kurtulmak zorundayız. Asıl savaş bu cephede ve kaybetme lüksümüz yok! Sevgiler, saygılar…