ASIL HEDEF NE?
Çocukken dinlediğimiz masallar ve bu masallardaki sihirli dünyalar bizim biz olmamızı sağladı. Kültürel mirasımızın en önemli yapı taşlarından olan Keloğlan, Ala Geyik, Kabak Kızı, Sırma Saçlı Kız, Üç Turuncun Aşkı, Padişah ve Tuz, Tepegöz ile Anası, Limon Kız…Saymakla bitmez. Akşamları ateşin etrafında toplandığımızda büyüklerinden masal dinleyen belki de son şanslı nesil bizleriz. O kadar geniş bir kültür yelpazesinin içinde yaşamışız ki sadece milli masallar değil bugün Ortadoğu diye (yanlış olarak) adlandırılan topraklardan gelen masalları da bağrımıza basıp içselleştirmişiz, onların renkleri de sinmiş üzerimize. “Ortadoğu” adlandırmasının neden yanlış olduğu bahsine kısaca değinelim, sonra kaldığımız yerden devam ederiz: Neval el Seddavi, tanımlamayı “Batı Asya” diye düzeltir. Bu kavramın coğrafi bir gerçeklikten çok Batı merkezli bir söylem ve siyasal çıkarların ürünü olduğunu savunur. Ona göre kavram, bölgede yaşayan milletlerin kendi kimliklerini ve coğrafi aidiyetlerini yansıtmaz; dışarıdan dayatılmış, muğlak ve ideolojik bir tanımlamadır. “Ortadoğu” kavramı Avrupa merkezli bir bakış açısıyla ortaya çıkmıştır. Yani Batı bu toprakları kendine göre konumlandırmıştır, Seddavi ise bölgeyi kendi coğrafi gerçekliğiyle tanımlamak gerektiğini vurgular. Ona göre en doğrusu “Batı Asya”dır.
Kaldığımız yerden devam edelim. Bizler yerli masallarımızı sevdiğimiz gibi Batı Asya masallarını da çocukken bir hayli severdik ve çoğunu bilirdik. Simbad vardı mesela, sadece bizi değil tüm dünyayı etkilemiş olacak ki Japon yapımı bir de çizgi filmi vardı. Jeneriğindeki sözleri Japonca olmasına rağmen ezbere bilirdik. Ali Baba ve Kırk Haramiler vardı, Bin Bir Gece Masallarından alıntı. Alaattin’in Sihirli Lambası…Bunları dinleyip de o alemlerde gezmeyen var mıydı? Ya Uçan Halı’ya ne demeli?........
