ANNE OLUNCA ROMANTİZM NEREYE GİDİYOR? |
Eskiden aşk dediğin şey; uzun mesajlar, sabaha kadar konuşmalar, “sen uyu ben seni izlerim” romantizmi falandı. Şimdi? “Sen uyu ben çocuğu uyutayım, sabaha da ben kalkarım zaten.” Romantizm dediğimiz şey, annelikten sonra şekil değiştiriyor. Yok olmuyor ama kesinlikle evrim geçiriyor. Hatta bazen tanınmayacak hâle geliyor. Eskiden “seni çok seviyorum” demek; gözlerinin içine bakarak söylenirdi. Şimdi “çocuğu ben oyalayayım, sen git duş al” cümlesi evliliğin en büyük aşk ilanı. Bir zamanlar birlikte film izlerdik. Şimdi aynı koltukta, farklı uykulara dalıyoruz. Biri kafasını koyar koymaz horlamaya başlıyor, diğeri zaten gün boyu yorulmuş. Romantizm mi? O da neydi? Eskiden el ele gezerdik. Şimdi biri çocuğun çantasını taşır, diğeri peçeteyi unutup suçlanır. Aşkın yerini “sorumluluk paylaşımı toplantıları” aldı. Ama işin garip tarafı şu: Bu hal de bir sevgi biçimi. Çünkü o adam, gece senin uyuyabilmen için sessizce kalkıp çocuğun üstünü örtüyorsa… Ya da sen, onun yorgun geldiğini anlayıp hiç sormadan yemeğini ısıtıyorsan… Orada hâlâ bir şey var. Ama artık çiçekli, kalpli değil. Daha sessiz, daha yorgun ama daha gerçek. Kimse bize söylemedi; aşk bazen makyajsız olur diye. Bazen saçın dağınıkken, gözün uykuluyken… Üstüne bir de çocuğun “anneeee” diye bağırırken olur diye. Ve en ironik olanı: En romantik anlar, genelde çocuk uyuduğunda başlar ama biz de çoktan tükenmiş oluruz. Yani aşk var. Sadece zamanlaması biraz trajikomik. Belki de mesele romantizmin kaybolması değil… Bizim onu eski hâliyle aramaya devam etmemiz.