We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Gönüllü kapıkulları

36 10 48
20.09.2021

21. yüzyıl başlarında Türkiye nihayet aktif azınlık sultasından, cinnetinden kurtuluyor ve nihayet makul çoğunluk iktidara yürüyordu.

Kendilerini opinion makers; kamuoyu oluşturucu – kanaat önderi olarak konumlayan, epeydir gönüllü olarak bu role soyunanlar böyle diyordu 2002 baharında. Siyaset ve strateji kurdu Bahçeli sürpriz hamleyle erken seçim çağrısı yapmamıştı henüz. Ama kamuoyunun nabzını elinde tutan, nefes alışverişini an be an izleyen usta analistler, her şeyi görüyor ve kıvançla ilan ediyorlardı: Geliyor gelmekte olan…

Henüz ortada seçim havası olmasa da Nisan 2002’de usta vizyonerler – kanaat önderleri kamuoyu oluşturma görevlerini gönüllü olarak, büyük sorumlulukla yerine getiriyor ve haykırıyorlardı: ‘‘Artık makul çoğunluğun iktidara gelme zamanıdır...’’

Ya da başka bir deyişle aktif azınlık tahakkümünden kurtulma zamanı.

Çünkü neden? Aktif kamuoyu oluşturucuya kulak veriyoruz:

“1980 yılından beri Türkiye'nin başındaki en büyük dert, toplumdaki sayısı çok az olan aktif bir azınlığın Türkiye'nin kaderini çok olumsuz biçimde etkilemesiydi.”

Makul çoğunluğun kendini gösterip ağırlığını hissettirmesi, kanaat sahibi ve önderlerini de bilinçlendiriyor, aydınlanmalarını, zihinsel berraklaşmalarını sağlıyordu. Nitekim, kendi ifadesiyle eski sosyolog, aktif kamuoyu oluşturucu yukarıdaki saptamanın ardından, aktif azınlık nitelemesini değiştiriyor ve siyasal literatüre yeni bir kavram armağan ediyordu: “Ben bunlara ‘azgın azınlık’ diyorum.”

Bir vizyoner olarak kavramın nasıl iş göreceğini, müthiş kullanışlılığını biliyordu mutlaka.

Makul çoğunluğun belirmesi bu bilinç aydınlanmasını etkilemiştir elbette ama vizyoner kanaat önderleri, azgın azınlığı teşhis etme ve kendilerini onlardan ayırma yolunda 2000’lere gelinceye değin etkin, yoğun, sıkı eğitimlerden geçmişlerdi. Örneğin yine yukarıdaki saptamada 1980 miladı sizi yanıltmasın. “1980 yılından beri Türkiye'nin başındaki en büyük dert” derken 12 Eylül 1980 darbesi değil söz konusu olan.

… sayısı çok az ama aktif bir azınlığın Türkiye'nin kaderini çok olumsuz biçimde etkilemesi” derken darbeyi gerçekleştirenler, onları göreve çağıran yerli – yabancı iş çevreleri, kamuoyu oluşturucular değil Türkiye’nin başındaki en büyük........

© Gazete Duvar


Get it on Google Play