We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Rakı balık Ayvalık’la spiritüel bir yolculuk: Zeytin Ağacı

96 47 41
06.08.2022

İnsan çok tuhaf bir yaratık. En güçlü, becerikli, en on parmağında on sekiz marifet insanların bile çok basit tıkanma noktaları var mesela. Hepimizin okyanusu geçip derede boğulma anlarımız, kendimize bile sımsıkı kilitli odalarımız var. Böyle olmasaydı edebiyat, sinema ve sosyal bilimlerin bir kısmı muhtemelen hiç olmazdı zaten. Hiç de açık bir kitap olmadığımız için kitaplara sonsuza dek ihtiyacımız var.

Neresinden baksan tuhaf bir yaratık olan insanın en tuhaf yanlarından biri de, katilin suç mahalline dönme ‘ihtiyacı’ gibi, acı/sıkıntı mahalline tekrar tekrar dönme alışkanlığı. Yüzleşilmesi güç, acı veren olaylarda kendini suçlu hissetmeye eğilimli insan “bu kez becereceğim, aşacağım” azmiyle tekrar tekrar aynı şeyi yaşıyor. Bile isteye yapmıyor tabii bunu, “bu kez çok farklı olacak” diye iniyor bilinçdışı iplerle aynı kuyulara. Her defasında itinayla kendisine büyük acı verecek insanlara âşık olanlar, seri aldatılanlar, farklı farklı işleri kurup kurup batıranlar, farklı yerlerden hep aynı kazığı yiyenler… Örnekler hem sonsuz çoğaltılabilir hem de hemen herkeste, hayat göçürten cinsten olmasa da bu “kalıp tekrarlama” huyunun farklı bir örneğine rastlanabilir.

Unutmayalım ki hayat bizden ibaret değil, şansımız gibi şanssızlıklarımızı da tamamen biz belirlemiyoruz aslında. Pek çok şey sınıfsal, günümüzde hemen hemen her şey de politik. Siyasetten kültüre, aileden yakın çevreye bin farklı değişkenin etkisiyle oluşuyor bu talih denen çark. Kökü tamamen bizde olan mevzu sayısı göründüğü kadar çok değil. Yine de kendi hayatımızın figüranı da değiliz, “kaderimiz” üzerinde belli bir etkimiz de var tabii. Tüm koşullar eşit olduğunda durmaksızın tekrarlanan hataların insanın kendi içindeki kilitli odalarla bir ilgisi olmalı. İşte bu imkân ve ihtimal, her şeyin bayır aşağı gürbüz bir coşku/dehşet bileşimiyle yuvarlandığı günümüz hayatında psikoterapiden spiritüel alanlara, “kendini iyi hisset” temelli koca bir alana kapı aralıyor. Ülkede hayat pek bir düzelme sinyali vermediğine göre de buralarda kaba tabirle “daha çok ekmek var”.

Psikiyatri, psikoloji, psikoterapi alanlarına artan toplumsal ilgi oldukça olumlu. Ancak her konuda olduğu gibi burada da bilim ve bilim dışı, akılla aklın tam dışı, birbirine karışmış yumaklar halinde ilerliyor. Çeşitli alanlardan insanlar durmaksızın çözüm vaatli atölyeler açıyor. Psikolojik destek artan bir gereklilik ama bu alanda uzman pek çok kişi, kurum olduğu halde uzun zaman ve aynı zamanda para istiyor. Herkes aynı ölçüde erişemiyor bu desteğe. Bu nedenle bu tür atölyeler çok ilgi görüyor.

İşte bu ortamda son yıllarda hayatımıza birbiri ardına psikoterapi dizileri girdi. Öne çıkanların çoğu üzerine de yazdım şu ana dek. Bu dizilerin tümü kendi türünde başarılıydı. Psikoterapi alanına ilgi uyandırmalarının yanı sıra aile içi şiddet, baskı altındaki kadın karakterleri daha önce çok örneği olmayan biçimde öne çıkarmaları gibi nedenlerle de ilgiyi hak ettiler. Öte yandan toplumsal olanı bireysel olana fazlasıyla endekslemek, “her şeyin sebebi ve çözümü tamamen sensin” (yanlış)........

© Gazete Duvar


Get it on Google Play