We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Korona sonrası dünya düzeni

65 16 17
10.11.2020

Geçtiğimiz üç hafta boyunca, ekim ayında ABD’de gerçekleştirilen Uluslararası Para Fonu (IMF) ile Dünya Bankası’nın yıllık toplantıları çerçevesinde ele alınan konuları farklı yönleriyle ele aldım. İlk yazıda, neoliberalizmin aşınmasını ve bu sürecin uluslararası kurumlara yansımalarını, özellikle IMF’de araştırma dairesi ile ülke uygulamaları arasındaki açı farkının giderek artmakta olduğunu konu edindim. Sonrasında, uluslararası ekonomik kurumlardan gelen, korona salgını nedeniyle ortaya çıkan ekonomik sorunların aşılması için kamu harcamalarının artırılması ve yeni bir Bretton Woods gerektiği önerilerine değindim.

Son olarak geçtiğimiz hafta, uluslararası ekonomik kurumların bu önerilerinin Türkiye bağlamında ne anlama geldiğini ya da nasıl yankı bulduğunu ele aldım. Burada Erdoğan yönetimi için birikim modeli ile ilgili bir tercih yapmadan ilerlemenin zorlaştığına işaret ettim.(1) Bu hafta ise başladığım noktaya, yani neoliberalizmin sorgulanması tartışmasına dönüp, bunun sadece korona salgını ile oluşan bu özel konjonktürle mi ilgili olduğu sorusunu ele alacağım.

Kapitalizmin geçtiğimiz yüzyıldaki tarihi, önemli krizler sonrasında ekonomi politikalarında ciddi değişimler olduğunu gösteriyor. Örneğin 1929 Büyük Buhranı sonrasında, kriz öncesindeki hakim politika olan liberalizm itibar kaybetmiş ve kriz sonrasında bunun yerine, farklı gerekçelerle de olsa, devletin ekonomideki rolünün artması gerektiğini savunan bir politika çerçevesi hayata geçmişti. Ancak bu hemen olmadı, 1929 sonrasında ABD’deki ilk politika tepkisi ‘daha fazla liberalizm’ idi, ki bu krizi daha da derinleştirdi.

Her ne kadar ABD’de Franklin D. Roosevelt’in 1936 sonrası uygulamaya koyduğu ‘Yeni Anlaşma’ Keynesyen politikalara yönelse de, bu dönemde Avrupa’da pek çok ülkede altın standardına dönüş çabaları vardı ve bu çerçevede kemer sıkma politikalarına yönelen iktidarlar istisna değildi. Hatta, iki savaş arası uygulanan kemer sıkma tedbirleri ile faşizmin yükselişi arasında ilişki olduğunu ileri sürüldü. Kısacası, hakim liberal paradigmanın değişimi yavaş ve sancılı oldu; değişimin tam olarak gerçekleşmesi ancak İkinci Dünya Savaşı sırası ve sonrasına tekabül ediyor.

Neoliberal karşı devrim 1970’lerin sonunda, Batı’daki sosyal refah devletine ve Türkiye gibi ülkelerde bunun tekabül ettiği........

© Gazete Duvar


Get it on Google Play