We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Yaşlı erkek siyasetin kadınlar ve gençlerle imtihanı

39 69 35
22.02.2021

Ağızlarından çıkan her kelime, bu topraklarda, geçmişte yaşanan tüm acılara, tüm kötülüklere rağmen filizlenmeye devam eden bir arada yaşama arzusuna, eşitlik, özgürlük hayaline ne denli yabancı olduklarını düşündürüyor. Kadınların, kadın hareketinin böyle güçlü, genç nüfusun bu kadar çok, dünyaya bu denli açık olduğu bir ülkede; köhnemiş, başka çağlara, başka kafalara ait bir hamasetle, gençlere, kadınlara ve bu ülkenin aydınlarına sürekli olarak tepeden bakan ve hakaret eden bir siyaset diliyle, durmaksızın konuşuyorlar. Her gün, her akşam, her kanalda, her mecrada konuşan “yaşlı erkek siyaseti”, gençlere ve biz kadınlara ne olduğumuzu ve ne olmamız gerektiğini söyleyip duruyor. Gençleri analarına, anaları ise kocalarına emanet eden nutuklar atarken, her yerde ve elbette sandıkta da, sadece ve sadece onların bizim adımıza düşünen aklına itaat etmemizi istiyorlar. Sizi bilmem ama bana gına geldi. Çirkin yüzlerini görmeye, çatlak seslerini duymaya ne zamandır tahammülüm kalmadı.

Haksızlık etmeyelim, burada “yaşlı erkek siyaseti” derken kast ettiğim ne yalnızca biyolojik erkeklikle ne de yaşla ilgili. Daha çok, biyolojik olarak erkek olsun olmasın, söz söyleyenin kendine atfettiği otorite ve bu otorite ile neleri yapmaya kadir olduğuna dair algısıyla ilgili. Her şeyi bilme, her şeyi yapma ve bir tür her şeyi kendine hak görme hali… Ama daha çok da başkalarına ne olduğunu ve ne yapacağını dikte etme, mesela gençler ve kadınlar için, onların adına neyin iyi olduğunu tespit etme ve emretme özgüveni…. Siyaset alanında bu hal ve tavrın sahipleri çoğunlukla erkek ve çoğunlukla orta yaşın üzerinde oldukları için “yaşlı erkek siyaseti” diyorum. Ama biri çıkıp da peki ya Özlem Zengin’i nereye koyacaksın, derse, benim gözümde onun yeri de aynı.

İşte bu “yaşlı erkek siyaset”in en tipik özelliği, “gençlerimiz” ve “kadınlarımız”dan konuşmaktan pek keyif alması. Bu kelimelerle… Ağızlarını yaya yaya “kadınlarımız” ya da kimsenin bilmediği bir sır verecekmiş gibi hafif kısık bir sesle “gençlerimiz” diyorlar. Onlar ki, kimin karanlık yapıların ağına düştüğünü, kimlerin heba edildiğini, kandırıldığını, kimin marjinaller ve terör örgütleri tarafından kullanılmakta olduğunu hep en iyi bilirler. Misal, Boğaziçi Üniversitesi’nin öğrencileri, üniversite yönetiminin demokratik usullerle belirlenmesi gibi makul bir talebi, bir buçuk aydan bu yana barışçıl yollarla ve Anayasa’da tanımlanan protesto hakkını kullanarak dile getirmeye devam ediyorlarsa, bunu kendileri ve gelecek nesiller için daha demokratik, daha özgürlükçü bir ülke istedikleri için yapmıyorlardır. Bir kere, zaten daha demokratik ve özgürlükçü bir ülkenin ne olduğunu, nasıl olması gerektiğini onlar bilemezler. Hadi, cahil cesareti diyelim, çıktılar, biz atanmış değil seçilmiş rektör istiyoruz, dediler. Dediyseler, “marjinal örgütler ve onların militanları” öyle istediği için demişlerdir. Çünkü bu öğrenciler ve aslında genel olarak “gençlerimiz” kolayca gaza gelmekte, hemencecik kandırılmakta ve........

© Gazete Duvar


Get it on Google Play