We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Kendimizden ne ara bu kadar uzaklaştık?

58 32 50
20.02.2021

Geçtiğimiz haftalarda bulunduğum yerde badem ağaçları çiçeğe durdular. Bir hafta, on gün kadar mayıs görünümlü şubat günleri yaşadık. Yalancı bahar gözlerimizi bürüdü. Hava 16-17 dereceleri gördü. Sonra haber kaynakları çılgınca kara kış geliyor uyarısı yaptılar. Herkeste bir panik havası. Halbuki şubat ayında kara kış kadar doğal ve normal ne olabilir ki? Esas geçen haftaki yalancı bahar bir haber değeri taşımalıydı, elbette panik duygusunu da… Çünkü 'şimdi ve burada’ya uygun olan bahar değil, kış. Terlemek değil üşümek. Badem ağaçlarının çiçekleri dondu maalesef. Güneşe gücendiler, yorgun düştüler.

Bundan birkaç yıl önceydi dünyanın tepelerinden birine seyahate çıkmıştım. O seyahatin duraklarından olan bir dağ köyünde dört gece geçirmiştim. Sanki geceyi ilk kez yaşıyor gibiydim. Ürktüğümü hatırlıyorum yıldızların parlaklığından, gecenin o yutan sessizliğinden… Ne zaman öğrenmiştim geceden korkmayı? Şehirde gece var mıydı? Şehirdeki geceyi nasıl ve neden saklıyorduk? Geceyle kopan bağımız bizi nasıl etkiliyordu? Bu sorular benle uzun yıllar yaşadı, ta ki tekrar geceyle karşılaşana kadar…

Bir süredir dünyaya bir adanın kıyısından bakıyorum. Unuttuğum birçok şeyle de yeniden karşılaşıyorum burada. Unuttuğum çoğu şey doğaya ait olanlar, geceye, aya, mevsimlere, kadim döngülere… Burada bir kez daha emin oluyorum ki şehirde gece yok ve geceyle beraber birçok şey de… Bedenimizdeki melatonin salınımı,........

© Gazete Duvar


Get it on Google Play