We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Sıkça sorulan sorular (SSS)

17 17 0
06.07.2021

Kadının, çocuğun ve LGBT BİREYLERİN insan haklarına yönelik olarak son süreçte yapılan saldırılar ve gerilemeler sebebiyle en çok yöneltilen soruları hızlıca toparlamak gerektiği düşüncesiyle bu yazıyı yazma gereği duydum. 3 soruda toparlamaya çalıştım.

1) Türkiye, 1 Temmuz itibariyle İstanbul Sözleşmesi’nden resmen çekilmiş bulunuyor. Şimdi ne olacak?

Öncelikle hak ve eşitlik mücadelemiz tam gaz ve hatta artarak devam edecek. İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme tartışmalarının belki de tek iyi yanı, Sözleşme’nin yapmaya çalıştığı şeyin insanlarca daha bilinir hale gelmesi oldu. Diğer bir deyişle, siyasi iktidar bir nevi bilmeden toplumsal bilinç yükseltme çalışmalarının kıvılcımını çakmış oldu. Bundan 2 yıl önceye kadar toplumun tamamına yakını İstanbul Sözleşmesi’nin adını bile bilmezken, artık Sözleşme’yi ve içeriğini bilmeyen yok diyebiliriz rahatlıkla. İstanbul Sözleşmesi’nin tek derdi şiddet üreten zihniyeti kökünden ortadan kaldırarak, cinsiyet eşitliğinin sağlanmasına hizmet etmek. Bunun gerçekleşmesini istemeyen bir siyasi iktidar varsa da bu amaca hizmet eden başkaca sözleşmelerimiz, anayasamız, yasalarımız ve kocaman bir mücadelemiz var. Şiddetle mücadele ve eşitlik hareketi buradan devam edecek. Evet, uluslararası arenada ciddi bir yara aldık siyasi iktidar sayesinde. Uluslararası Af Örgütü Genel Sekreteri Agnès Callamard, “İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmekle saati 10 yıl geriye aldınız” diyerek, gerçeği en vurucu şekilde yüzümüze çarptı. Evet, kadınlar, çocuklar ve toplumsal cinsiyet eşitsizliği sebebiyle şiddete maruz bırakılan hiç kimse bunu hiç hak etmedi. Yerli ve milliliği diline dolayıp düşmandan beter davrananlar, ülkeyi tüm dünyaya bir kez daha rezil etti. Olsun, mücadelemiz uluslararası arenada da tam gaz devam edecek. Bizler İstanbul Sözleşmesi’ni her an her fırsatta ve her yerde anlatmaya devam edeceğiz. Gericiler korkmaya devam edecek ve kaybedecekler. Eşitlik ve özgürlük kazanacak.

2) 4. Yargı Paketi’nde yer alan “somut delil” vurgusu, cinsel şiddetle mücadeleyi nasıl etkileyecek?

4. Yargı Paketi’nin 13. maddesinde kuvvetli suç şüphesi için somut delil gerekliliğine yönelik uygulamada bazı tereddütler yaşandığı ve kuvvetli suç şüphesi için somut delil gerekliliği vurgulanmış. Burada suçlar bakımından herhangi bir ayrım yapılmamış. Örneğin, kuvvetli şüphe bakımından uyuşturucu ile cinsel istismar aynı kefede tutulmuş. Bu durum, cinsel istismar vakaları bakımından elbette ciddi bir tehlike arz eder. Zira, cinsel dokunulmazlığa yönelik suçlar, malum, çoğunlukla gizli işlenen suçlardır. Somut delil bulma olanağı çok çok azdır. Vaka ortaya çıktığında çok geç olabilir. Fiziksel bulgular bir yana, rapor alınması korkutma, baskı, tehdit vs. gibi psikolojik sebeplerle mümkün olmayabilir. Bu derece hassas bir suçun terörle aynı kefede değerlendirilmesi, telafisi mümkün olmayan zararlara sebebiyet verecektir. Somut delil yokluğu sebebiyle, failler serbest kalabilecek, daha da çok cesaretlenecektir, cezasızlık algısı daha da yayılacaktır.

Diğer yandan, bu tutum, diğer şiddet vakalarına da kıyasen uygulanabilecek, siyasi iktidarın epeydir haz etmediği “kadının beyanı esastır” ilkesini fiilen devre dışı bırakılabilecektir. Ve........

© Gazete Duvar


Get it on Google Play