We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Örselenmiş kadın sendromu

45 30 0
22.06.2021

Geçtiğimiz günlerde Melek İpek davasının 53 sayfalık gerekçeli kararı açıklandı. Melek İpek hakkında özetle, sanığın olay öncesi gerçekleşmiş ve olay sırasında da gerçekleşmesi ve tekrarı muhakkak olan kendisine karşı yöneltilen hukuka aykırı hayat, vücut bütünlüğü ve cinsel özgürlüğüne karşı saldırıyı savunma zorunluluğu içerisinde sanığın içerisinde bulunduğu mazur görülebilecek bir heyecan, korku ve telaştan ötürü saldırı ve savunma arasındaki oranın aşıldığı anlaşılmakla, sanık hakkında TCK 27/2 maddesi delaletiyle CMK 223/3-c maddesi gereğince sanığın bu eylemde kusurunun bulunmaması nedeniyle ceza verilmesine yer olmadığına karar verildi.

Karara elbette çok sevindik. Diğer yandan, gerekçe bakımından az rastlanır bir karar. Sistematik şiddete maruz bırakılan kadınların şiddet failini öldürdüğü vakaların çok çok azında meşru müdafaa incelemesi yapılıyor. Tabii burada toplumun verdiği yoğun tepkinin de çok önemi var. Ancak biliyorsunuz, dileğimiz adaletin, toplumun yoğun tepkisi olmadan da tecelli edebilmesi.

Melek İpek kararında, her ne kadar meşru müdafaa nedeniyle beraat yerine, eylemde sınırın aşılması sebebiyle ceza verilmesine yer olmadığına dair karar verilmesini şahsen doğru bulmasam da sonuç bakımından bir değişiklik yok. Neticede, Melek İpek ceza almadı. Fakat teknik olarak hukuki anlamda önem taşıyan ince bir detay. Fikrî olarak, uygulamada, bu ve benzeri vakaların meşru müdafaa olarak görülmesi şiddete karşı mücadelede önemli bir yol kat etme olacaktır.

Bunu da başaracağımıza olan inancımızı şimdilik bir yana koyarsak; Melek İpek vakası vesilesiyle “Örselenmiş Kadın Sendromu”ndan bahsetmek ve bu kavramı daha kullanılır hale getirmek de kadın mücadelesinin gelişimi bakımından önemli. Her ne kadar kadın mücadelesi içerisinde sık zikredilen bir kavramsa da hukuken aşina değiliz. Kanımca, TCK’da yer alması da gerekiyor.

Öncelikle belirtmek gerekir ki; Türkiye’de bu konu hakkında yazılı pek az kaynak var. Yapmış olduğum araştırmada da, bu konudaki tek ve en detaylı makale de -yanlış belirtiyorsam affola- Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Dr. Özgür Küçüktaşdemir’e ait. Umarız bu kavram üzerine üretilenler artar ve bizler de daha çok faydalanırız.

‘Örselenmiş kadın sendromu’ genel olarak; eşi veya partneri tarafından sistematik fiziksel, duygusal veya cinsel yönden istismara uğramış kadınların tıbbi ve psikolojik durumlarını ifade eden bir kavram olarak ele alınıyor. 1975 yılında Lenore Walker tarafından ileri sürülmüş ilk olarak ve özellikle 1979 yılı itibariyle ABD hukuk sisteminde sıkça kullanılan bir kavram olmuş.

Bu kavram; sistematik şiddet mağduru kadınların, ölüm korkusu ve riskiyle işledikleri öldürme fiilleri dolayısıyla meşru müdafaadan faydalanabilmelerini sağlıyor. Dr. Lenore Walker’a göre sistematik şiddet neticesinde kadınlarda, şiddet döngüsü neticesinde öğrenilmiş çaresizlik baş gösteriyor. Bu şiddet döngüsü kabaca 3 aşamayla tanımlanıyor. İlk aşama olan gerginlik evresinde; erkek, ilişkide gerginliği tırmandırıyor, kadına şiddet uygulayacağı mesajını veriyor, psikolojik şiddet ve hatta basit fiziksel şiddet uyguluyor. Kadın bu noktada ne kadar çabalasa da gerginliği azaltamıyor. İkinci aşama olan akut hırpalanma........

© Gazete Duvar


Get it on Google Play