We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Önce birer enstitü alır mıyız?

168 259 0
18.08.2019
Devlet aklı, Kürtlerin baki olan ulusal-demokratik hak taleplerinin bir iki yansımasını birkaç taşralı işgüzârın insafına terk edemez. Aksi takdirde yarın öbür gün bir “normalleşme” olduğunda kimseyi vaat ettiği hiçbir şeye ikna edemez!

12 Şubat 2009’da, soğuk bir sabaha karşı Mardin’e vardım. Sonradan 24 saat açık olduğunu öğrendiğim bir pastaneye girip sıcak çay içtim, buğuya dokundum. Bilkent’teki doktora bitmek üzereydi, 11 üniversiteye başvurmuş ve olumlu cevap alamamıştım. Kırkıma dayadığım merdivenin bari bu basamağında bir işimin olmasını dilemiştim. Bilkent’teki uzun yıllar boyunca küçük bir bursla hayatı çevirmeye çalışmış, o ağır programın yanına bir Kürt Şiiri Antolojisi, yedi roman-öykü çevirisi ve 12 çocuk kitabını eklemiştim. İngilizceler, Fransızcalar, Kürtçeler, Farsçalar, Türkçeler ve Osmanlıcaların birbirine karıştığı kütüphane yılları bitmiş, ATM sırasına girme lüksüm başlamıştı; öyle umuyordum.

O zamanlar taşra mahcuptu ve güneş erken doğuyordu. Perişan bir kahvaltıdan sonra öğlene doğru İstasyon denen yerdeki perişan bir yüksekokula gittim. Rektör Serdar Bedii Omay, herkes gibi beni de sevinçle karşıladı. Sonra “Kürt Dili ve Edebiyatı Bölümü Kurma Hazırlık Ön Toplantısı” gibi uzunca bir adı olan toplantıya geçildi. Elbette bazı Twitter âlimleri gibi külyutmaz ve akıllı değildim. İnsanların yüzünden çok sayfaların yüzeyine bakmış biri olarak siyasî havanın yumuşadığını görüyordum sadece. Meğer o sırada dandik manzumeler yazan ve sonradan MİT’te daire başkanı olacak kişi de varmış toplantıda, bizi KHK ile okuldan attıracak kişiler de. Ama bir türlü saflığına doyamayan Kürtler olarak “kêf li me berrî bû” (keyfimize diyecek yoktu) tabii. Bölüm derslerini affedersiniz AKTS’sine (Avrupa Kredi Transfer Sistemi) kadar hazırlamıştım. Hiç unutmam; ne zaman bir dersten bahsetsem, oradaki bir abi, “Ben verebilirim” diyordu. Semantik? Ben. Klasik Edebiyat? Ben. İnkılap Tarihi? Ben!

Dünyanın bana göre dizayn edilmediğini biliyordum. Ama herkes, herkesi ilgilendiren bu konuda tanık olduğum her şeyi bilmeliydi. Gereğinden çok şiir okumaktan galiba, erdeme inanıyorum. Bu yüzden bütün baskılara karşın Radikal 2, Tîroj, Le Monde Diplomatique-Kurdî, Çirûsk, TV 8, Ülke TV, Mesele gibi yerlere yazıp anlattım olan biteni. Tekrar edeyim, şöyle oldu:

Abdurrahman Adak’ın da katkısıyla 28 sayfalık bir bölüm kurma dosyası hazırlayıp YÖK’e gönderdik. Haziran 2009 başı gibiydi. “Bölüm” başvurumuz 7 Temmuzda YÖK’teki bir komisyondan “Anabilim Dalı” şeklinde geçti. Tepki gösterdim. Amberin Zaman, Taraf’taki köşesinde (14 Ağustos) şu cümlemi kullandı: “Kürtlerin en minimum talepleri en minimum şekilde karşılanıyor!” Bu tepki basında yayılınca YÖK’ten arayıp, “Bölüm üstüne bir de enstitü verelim” dediler. Haberi aldığımda bir dolmuşun içinde Bismil’e doğru gidiyordum. Deşifre etmek işe yaradı diye düşündüm. Mardin’e döndüm ve bu sefer 34 sayfalık bir enstitü dosyası hazırladım: “Mardin Artuklu Üniversitesi Kürdoloji Enstitüsü.” Bir süre sonra Diyarbakır Barosu, Dicle Üniversitesi’ne dilekçe ile “Siz de bölüm kurun” diye başvurdu. Üniversite, “Dilekçeyi YÖK’e gönderin” diye cevapladı. Baro, “Devlet, kendisine yakın olanlara bölüm kurduruyor” dedi. Olduk mu sana devlete yakın?

O esnada öbür yakada: Şimdilerde hukuk kutbu kesilen zamanın YÖK başkan yardımcısı İzzet Özgenç ile o zamanlar bir komisyonun başı olup şimdi YÖK Başkanı olan Mehmet Ali Yekta Saraç, farklı aralıklarla Mardin’e geldiklerinde, “Hadi amcalara Powerpointli sunuş yap” dediler. Topuklarımı yere vura vura anlatıyorum da anlatıyorum. “Nasıl vermiş gibi yapıp vermeyeceğiz”e formül arıyorlar aslında. (Benzer sözleri aylar sonra Hüseyin Çelik’in epey yüksek bir kattaki bürosunda da duyacaktım.) Özgenç’e Kürtçe diye bir dil olduğunu anlatmak uzun sürüyor, Mehmet Ali Yekta bey ise, daha çok kendi kitabının bizim okuma listesinde olmamasıyla ilgili. Sonra bol yağlı bir yemek yenen yere gidiliyor ve Saraç, “Künefe ne güzelmiş, bir tane daha yapsınlar” deyip kendine geliyor. Ama Özgenç, Ankara’ya dönünce bölüm kurma talebi için, “Terör örgütünün talepleri doğrultusundaki girişimler kabul edilemez” diyor. E ama sana da künefe ısmarlamıştık hacı abê, ne bu agresyon? Atmosfer böyleydi: Baro versus Özgenç!

Sonunda YÖK, Türkiye’de Yaşayan Diller Enstitüsü (TYDE) adıyla bir enstitü kurup gönderdi. “Nasıl vermiş gibi yapıp vermeyeceğiz”in formülü bulunmuştu. Kürtçe dememek için bu........

© Gazete Duvar