We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Ölü bir iç deniz nereye gömülür?

31 30 0
21.06.2021

Akdeniz’in dingin ve diri sularına bakan bir balkonda, kimilerine göre durup dururken, kimilerine göre çoktan ölmüş bir iç denizi hem hatırlamaya hem yazmaya çalışmanın pek mümkün olmayacağını anlayıp bugün apar topar şehre döndüm. İçimde sözcükleri henüz tam oluşmamış tedirgin bir duygu ve günlerdir aklımda aklım gibi duran bir sözcükle: “Solastalgia.”

Bize nefes olan, can veren her şeyi yok etme hızımız kesintisiz artarken bu hızın dönüştürdüğü hallerimizi ve asıl önemlisi hislerimizi anlatacak sözcükler korkunç bir yavaşlıkla ve zar zor giriyor müşterek sözlüklere. Şairlerin geçim derdi olmasa durum biraz daha parlak olabilirdi belki. Neyse ki aylık maaşları gününde yatan ve sözcükleri, dünya hallerini kendine dert edinen birileri hâlâ var.

Solastalgia sözcüğünü neredeyse yirmi yıl önce Avustralyalı çevre bilimci ve felsefeci Glenn Albrecht, Yeni Güney Galler eyaletindeki Upper Hunter bölgesinin endüstriyel kömür madenleri tarafından delik deşik edilmesini ve bu çevre faciasının geniş çaplı etkilerini araştırırken türetmiş. Nostalji sözcüğüne yaslanarak. Nostaljinin Antik Yunanca'daki kökü “nostos” yani “yuvaya dönüş”, “algia” ise “acı” anlamına gelen bir son ek. Şimdilerde nostalji sözcüğünü daha çok geçmişe duyulan özlem olarak kullanıyoruz ama özgün anlamı zamansal değil mekânsal bir yitime denk düşüyor, yani yuvalandığımız bir yerin yok oluşuna ve bundan ötürü duyduğumuz katmerli bir acıyla karışık özlem duygusuna.

Solastalgianın Latince kökü olan “solace”, “teselli” anlamına geliyor. Bu sözcük acı ekiyle birleştiğinde türeyen anlamı ise hâlâ yuva bellediğimiz bir mekândayken, yani o yuvadan gönüllü ya da gönülsüz henüz çıkmamışken çektiğimiz yuva özlemi ve bunun getirdiği tesellisi pek mümkün görünmeyen yoğun bir keder. Albrecht’e göre, çoğumuzun uzun zamandır hissettiği ama adını bir türlü koyamadığı bu duygunun en temel sebebi iklim değişikliği, doğal felaketler, geç kapitalist denen ama bir türlü geçmek bilmeyen sistemin hunharca ve hızla tahrip ettiği yaşam alanlarımızı artık tanıyamayacak hale gelmiş olmamız. Başka bir deyişle, uzun süredir yaşadığımız evin sahibi de misafiri de olamayacak kadar buraya yabancılaşıp aidiyet duygumuzu yitirmeye başlamamız. Uzağı, göç yolu ya da dönecek yeri olmayan bu yersiz yurtsuzluk, sürgünlük durumuna terfi ederek bizden önceki çağın sürgünlerine açık ara bir fark attığımızı düşünüyorum. En azından onların son çare olarak gördüğü yerler bile dünya üzerindeydi,........

© Gazete Duvar


Get it on Google Play