We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Dövülmüş kuşak

29 9 0
06.06.2021

Jack Kerouac, Playboy dergisinin Temmuz 1959 sayısında çıkan ve kendi kuşağının tarihini anlattığı ‘The Origins of the Beat Generation’ yazısına, boynunda bir haç kolye ile çekilmiş fotoğrafına sansür uygulamadan, yani kolyeyi fotoğraftan silmeden basan tek yayının New York Times olduğunu anlatarak başlar. Bu kolyeyi ona otostop çekerken kolaylık sağlayacağını düşünerek, yakın arkadaşı ve kuşağın en lirik şairi Gregory Corso kendi boynundan çıkarıp vermiştir. “Tanrımın haçını takmaktan niye utanayım ki?” deyip o her şeyi bildiğini sanan Marksistlere, Freudçulara “Bir milyon yıl sonra gelin, o zaman konuşuruz bunları, sizi gidi melekler!” diye sataşır Kerouac.

Benim de bu yazıya biraz ezber bozarak başlamam gerekiyordu çünkü konu Dövülmüş Kuşak olunca ortalığa saçılmış seküler putları, asılsız mitleri, kötü çevirileri, hiç çevrilmemiş devasa eserleri —bunların çoğu kuşağın kadın yazarlarına aittir kanımca— ve en önemlisi bin bir parçaya ayrılmış günlük ideolojinin dilini bize dayatanların her şeyi kendilerine mâl edip, sonra sulandırıp ve dahası evcilleştirip satışa sunmasını hesaba katmadan konuşmak pek mümkün olmuyor bu ara —‘bu ara’nın tarihi biraz uzun aslında.

Diane di Prima’nın ölümünün ardından yazdığım yas yazısı Duvar’da çıkan ilk yazımdı. İki haftada bir işgal ya da iştigal ettiğim bu köşe bana onun hediyesi oldu diyebilirim —beden ölse de ölmeyen bir ruhun sürgit cömertliği diyorum buna kısaca. Diane’den birkaç ay sonra Lawrence Ferlinghetti de suyun öte tarafına göçünce onun yasını da ortak arkadaşlarımızın cümleleri, şiirleriyle yine bu köşede tuttum. Şimdi bu iki koca şairin de mensubu olduğu Beat Generation’a neden Dövülmüş Kuşak dediğimi soranlara dilim döndüğünce bir yanıt vermek istiyorum.

Kuşağın isim babası olarak anıldığı için söze Kerouac’la başladım. Kerouac yukarıda bahsettiğim yazısında ‘beat’in birçok farklı anlamına, kendine özgü kıvrak ve hınzırca bir dille değiniyor. Sözcüğün 1940’ların sokak dilindeki anlamı yorgun, hatta pestili çıkmış, parasız pulsuz, yersiz yurtsuz, ama buna rağmen neşesi kaçmamış, avareliği yoğun bir yaratıcılıkla kendine iş edinmişleri ve daha fazlasını kapsıyor. “Man, I am beat!” (Pestilim çıktı yahu!) cümlesinin içine her gün gidilen barlar, içilen ucuz içkiler ve sigaralar, düzenli alınan uyuşturucular, çalınan ve dinlenen müzikler, yazılan ve okunan şiirler, kavgalar, dövüşler, kısacası uzun bir gece vardiyası sığıyor. İki dünya savaşı ve iki atom bombasından sonra başlayan Soğuk Savaş'ı, protestoları, polis baskınlarını, gözaltıları falan da listeye eklersek sözcüğün bu anlamı biraz daha pekişir sanırım. Kerouac bu cümleyi ilkin Herbert Huncke’nin ağzından duyduğunu ve duyar duymaz ne anlama geldiğini anladığını söylüyor. Yine de üç-beş........

© Gazete Duvar


Get it on Google Play