We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Yalanlar, yalanlar ve siyasi yalanlar

71 76 27
01.03.2021

Platon, yöneticilere, halkın yararı için yalan söylemeyi öğütlermiş. Herhalde siyasetçilerin en çok riayet edecekleri nasihati olduğunu tahmin etmemiştir. O günün yalanları bugün artık şirketleşmiş, sektörleşmiş yalanların karşısında masum kalıyordu şüphesiz. Öyle ki “Hakikatin önemsizleşmesi (post-truth), toplum görüşlerinin oluşmasında duyguların ve kişisel inançların, hakikatin önüne geçmesidir” deniyor (1). Biz belki Trump’ı çok büyük bir yalancı olarak görürüz ama aslında bu da doğru değildir. Eric Alterman “Devlette Yalan” diye çevirebileceğimiz kitabının daha başlığında (Lying in State: Why Presidents Lie-And Why Trump Is Worse) neden devlet başkanlarının yalan söylediğini, neden Trump’ın en kötü yalancı olduğunu soruyor.

Bu yazının amacı Platon’dan günümüze siyaset felsefesinde yalana biçilen rolü ya da siyasi yalanların tarihini tartışmak değil. Siyasi yalanlar da sınıflı toplumlarda evrim geçirdi ve yepyeni formlar aldı. Manipülasyon, asıl sorunu örten beyaz yalanlar, kutuplaştırma siyaseti vesairenin yön verdiği bu yeni aşamada yalan, başlı başına bir siyasi vaade dönüştü.

Neden bunları tartışıyoruz peki? Garê vakasında iktidarın sakladığı gerçekler sorgulandığında, propaganda amaçlı yönlendirmenin ötesine geçerek gerçekler ortaya çıkarıldığında ülke siyasetinin nasıl yön değiştirdiğini gördük. Takip eden artçı skandallar yalanın, bilgi saklamanın, manipülasyonun türlü çeşit örneğini koydu ortaya. İktidar cephesindeki sarsıntıdan muhalefet de nasibini aldı, ama bu defa iyi atlattı.

Son haftalarda siyasî muhalefet, iktidarın işleri için toplumun rızasını almak, her kesimi “bundan daha iyisi için henüz erken olduğuna” ikna edip heves kırmak üzere üstlendiği “süpervizörlük” rolünde (2) bir türlü çizgi tutturamıyor. Kâh duvara çarpıyor kâh beklentilerimizi aşan bir mevziye ulaşıyor. Ana muhalefet partisi genel başkanının Boğaziçi öğrencilerinin ailelerine Erdoğan edasıyla tavsiyede bulunması, Engin Altay’ın Doğu Akdeniz meselesinde Erdoğan’a hem akıl hocalığına soyunması hem arka çıkması ve nihayet Yavuz Ağıralioğlu’nun parti kapatmada ortalama bir MHP’liden daha MHP’li bir tavır izlemesi göz dolduran süpervizörlük performanslarıydı. Ya bütün bunlar arka plandaki bir dizi başka performansı görünmez kılıyorsa?

Engin Altay ya da Yavuz Ağıralioğlu’nun bu çıkışları aslında neyi örtüyor? Ya da isimleri boşverelim; Meclis’teki sert çıkışlar neyi örtüyor, neyi görünmezleştiriyor? Sahnenin hemen arkasına, yani imar-rant ilişkilerini, sermaye transferi biçimlerini düzenleyen yasama süreçlerine biraz dikkatlice bakarsak görünmeyenin, üstü örtülenin ne olduğunu bulabilir miyiz acaba?

Meclis’teki performanslarıyla hepimizin geleceğini belirliyor partiler. Gelecek yıl ödeyeceğimiz vergi, sonraki yıl kaybedeceğimiz bir hakkımız orada görüşülüyor. Kürsülerde en ateşli hitaplarla göz dolduran muhalefet, konu halkın geleceğini çalacak yasalara gelince devamsızlıktan dökülüyor. Toplum, muhalefet vekillerinin farkına vardıkça, Meclis’i izleyenlerin sayısında gözle görülür bir artış olduğunu biliyoruz. Diğer yandan bu izlemeler bazı mazeret beyanlarını da peşinden getiriyor. Meclis'in devamsızlık karnesine getirilen açıklamalar, derleyebildiğim kadarıyla, şunlar:

Bunların hepsi müşterek bir yalanın çeşitli formları, o kadar. Temsil ettikleri iradeyi bu kadar yok sayan, azımsayan vekillerin aslında Meclis’te de durmamaları lazım. Hem niye istediler ki seçilip oraya gitmeyi? Vekil olarak üstlendikleri sorumluluğun mantıksal bir sonucu olarak temsil ettikleri iradeyi Meclis’e taşımak için mücadele etmeyeceklerse, ne için edecekler? Demokrasi mücadelesi başka ne demek ki?

Ama mesele bu da değil, çünkü bunlar da gerçekte olup bitenin üstünü örtmeye yarayan yalanlar. Çağrıldığı........

© Gazete Duvar


Get it on Google Play