We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Belediyeleri biz yönetsek!

32 39 19
05.04.2021

Bu hafta imkânsız denilen şeyler oldu.

Dile kolay, iki ay boyunca iktidarın Meclis’e getirdiği bütün uluslararası anlaşmalara şeksiz, şüphesiz ve eksiksiz KABUL oyu veren muhalefet, güvenlik soruşturması ile ilgili kanun teklifine bir avuç değil, iki avuç milletvekili ile katılarak RED oyu verdi ve yasayı erteletti.

Böyle bir şeyin olabileceğini biliyor muydunuz? Hayır! Bu vesileyle, muhalefetin böyle bir imkânı olduğunu hepimiz öğrenmiş olduk. Mutluluğumuz bir gün sürse de bu iş bitmedi. Yeni başladı.

Muhalefet partiler, muhalif seçmenleri tarafından denetlendikçe benzer sonuçlar almamız mümkün. Biz denetledikçe halka açılacak Meclis’teki heyecanı gördükçe, denetlemediğimiz günlere yanacağız.

Meclis’te muhalefet görevini yerine getirmeyen, çoğu zaman destek bile veren, ancak dışarıda fırtınalar kopartan bir muhalefetin kimseye faydası yok. Bize adil ve dürüst, bahane değil çözüm üreten bir siyaset lazım.

Aynı durum belediyecilik için de geçerli. Geçen hafta açıkladığımız belediyeciliğin 2020 karnesi ile üç büyükşehirde iki karardan birinin müteahhitlerle ilgili olduğunu öğrendik. Dışarıya kavga görüntüsü verilirken içeride imar konusunda yapılan işbirliklerini görüp üzüldük. Kanal İstanbul’a “Beton İstanbul” diyerek karşı çıkan İmamoğlu’nun başkanlık ettiği belediye meclisinden bir yılda 961 imar kararı geçiyorsa, ortada iki #Betonİstanbul projesi var demektir!

Örnekleri uzatmayalım, ama “eleştirilmek istemeyen” iktidara imrenen ve kendisi de “eleştirilmek istemeyen” muhalefeti “sadece eleştirmek” yerine çözümleri de konuşalım.

Sizlere hepimizi heyecanlandıracak yedi politika önerisi sıralayacağım. Bunlar salgını ve iklim krizini beraber dikkate alan örnekler olacak. Esin kaynağım ise 1973 ve 1989 belediyeciliğinin yanı sıra dünyadan örnekler. Peşin peşin “AK Parti izin vermez ki” diyenlere inat, bu işi başarabilen iyi emsalleri göreceğiz.

Şehirlerdeki 'lüzumsuz yaya' varlığı diye bir tartışma var artık. Sistem, arabası olmayanı ve arabasına benzin koymayanı vatandaştan saymıyor. Petrol krizinden sonra dünyada ve Türkiye’de bu bakış açısı kırıldı. Yayalaştırma, şehri trafiğe kapama projeleri daha çok konuşulmaya başlandı. Salgın bu yeni tür belediyeciliği yeniden gündeme getirdi. Vedat Dalokay’ın 1970’lerde ortaya koyduğu Sakarya Caddesi deneyimine, son aylarda sıkça atıf yapılan Paris, New York ve Atina örnekleri verilebilir. Mantık basit. Devletin para toplaması için çalışan bir belediye yerine, halk için çalışıyor ve yaya bölgelerini arttırıyorsunuz. Salgında “15 dakikalık şehir” gibi güncel yorumlar da var. Hatta kent içi trafiği 30 kilometreye kadar düşürmek de mümkün. Bu tür projeler para gerektirmiyor. Biraz yürek, biraz akıl. Hepsi o kadar. Çünkü hem tasarruf ediyor hem kentinizi daha sağlıklı bir yaşam alanına dönüştürüyorsunuz. Ama meseleyi bu kadar politik bir yerden ele almak zorunda bile değilsiniz.

Diyeceksiniz ki, bu dediğin ütopya, AKP engeller. Son altı ayda Kocaeli (AKP) Büyükşehir belediyesi kent merkezinde 1,5 kilometrekarelik alanı yayalaştırma kararını işleme aldı. Yani AKP bile yaptı. Bir avuç arazi üzerine kurulu Bilecik Belediyesi de iki ana cadde ve altı sokağı yayalaştırıyor. O da CHP’li.

70’lerden bir gazete kupürü

Bu çok sıcak bir konu. Başlı başına bir yazı gerekir, ama olsun. Türkiye’de kamusal alanda hijyen paralı. Cami tuvaletleri ve kent meydanlarındaki tuvaletler hem kötü, hem ücretli. Elinizi yıkamak için bile para vermek zorundasınız. Hekimler de salgında yirmi saniye boyunca........

© Gazete Duvar


Get it on Google Play