We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Yazar çizerine, 'çok biliyorsan siyasete gir' denen başka ülke var mı?

99 27 13
31.08.2021

Bir ülkede her şey zamanla, gönüllü ya da gönülsüz, biraz birbirine benzemeye başlıyor sanırım. Diyelim, bürokrasi darmadağın edilmişken, üniversite daha derli toplu davranamıyor. Basına yönelik baskı varken, sanat özgürlüğü de darbe yiyor, baskı sever sanatçılar beliriyor. Bir TV dizisinde içki bardağının buzlanmasıyla, örneğin ülke futbolunun idare biçimi ya da salgın yönetimi arasında bir bağ var; o içki bardağını gizleyen zihniyet vaka sayılarını da doğru dürüst açıklamıyor. Türkiye'nin kadın hareketi, Boğaziçi protestosu, başta kadın voleybolcular olmak üzere bazı spor branşlarındaki başarılar, hekimlerimizin kalitesi ve emeği, bağımsız medya, sakilliğe direnen tiyatroları, güçlü edebiyatçıları vs. gibi, ahalinin ortalama tercih ve eğilimlerinin üzerinde seyreden çok hoş ve özel bazı yönleri olsa da, birbirine benzerlik yine de belirgin.

'İktidar-muhalefet' ve 'iktidar yanlısı-muhalif seçmen' ilişkilerinde de benzer bir manzara gözlemlemek mümkün. Tadı tuzu kaçmış, çürümüş ne varsa, önce çevresine ve ardından kendisine en uzak görünene sirayet ediyor zaman içinde. Örneğin iktidarın eleştiriyi hazmedemiyor oluşundan muzdarip olanlar, kendilerini eleştirenlerin 'eleştiriyor' oluşundan dertlenmeye başlayıveriyor. Oysa yönetenlerin, “beni eleştiren ihanet halindedir” deyişiyle, muhalefetin “beni eleştiren iktidara hizmet ediyor” zihniyeti arasındaki çizgi, yalnızca bu satırların yazarına bulanık görünmüyordur muhtemelen.

Türkiye'nin hâlihazırdaki koşullarında iktidar ve muhalefetin demokrasiyle 'iltisakını' karşılaştıracak değilim. Biri demokrasinin temel ilkelerini yok sayarken, diğeri, o yok sayılan ilkelere yaslanarak söz söylemeye ve artık fiilen var olmayan bir hukuka uygun davranmaya gayret ediyor, bunun kolay olmadığı çok açık. Buna mukabil, uzun süredir, bazı istisnai anlar (adalet yürüyüşü, seçim sırasında vekil transferiyle kurulan acil ittifaklar vs. gibi) bir yana muhalefetin, temel kuralları iktidarca belirlenen bir oyunu sergilemekteki ısrarı da açık. Biri, bu gözlemi yapıp çözümlemesini onun üzerine kurabilir; diğeri de söz konusu gözleme katılmaz ve farklı bir argüman ileri sürer. Bunlardan biri genellikle diğerinden daha değerli ya da doğru olmayabilir aslında; çünkü her ikisi de 'gerçeğin' ya da 'görünenin' bir yanına ağırlık veriyordur. Ancak hareket noktası ne olursa olsun, bana kalırsa en yadırgatıcı olan tutum, birbirine zıt ya da birbirini tamamlayan iddiaları ileri sürenlerin, diğerinin eleştirisini tümüyle 'yarar-zarar' sözcükleriyle ele alma eğilimi. Örneğin, 2010 anayasa değişiklikleri esnasında adı sanı bilinen ve demokratlığından kuşku duymadığım bir akademisyenin, değişikliğe yönelik eleştirilere “bunlar yararsız doğrular” deyişini hatırlıyorum. Doğru ya da yanlış, bir düşüncenin/iddianın salt yarar-zarar pragmatizmiyle ele alınmasının hayli sorunlu olduğu kanısındayım.

'Okumuşun' yazması ya da konuşmasının yalnızca 'olası sonuçlar' ile yetinmeyen bir yanı var, olmalı. Bir yazar ile bir danışmanı, eyleminin odağına 'düşünce üretmeyi' koymaya çalışan ile 'tanıtım görevlisini' birbirinden ayıran bir şeyler var, takdir edilebileceği gibi. Son derece karmaşık toplumsal ilişkiler ağının güncel sonuçlarından yalnızca biri olan 'siyasi gelişmeler,' iktidar-muhalefet ilişkileri, muhalefetin muhalefet yapma biçimi, tercihleri, o tercihlerin olası sonuçları; üzerine kafa yorulup farklı yüzleriyle ele........

© Gazete Duvar


Get it on Google Play