We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Muhafazakâr seçmen, nadide bir çiçek midir?

99 63 39
15.09.2021

İstanbul'un betonarme bir meydanında, birilerince adları okunarak yuhalatılan göz bebeğimiz sevgili hekimlerimize, sevgi ve saygıyla...

2017 halkoylamasından önce, anayasa değişiklikleri üzerine konuşmak için İstanbul'a çok yakın bir şehre gitmiştim. Sağolsun, davet edenlerden biri karşıladı, toplantı saati henüz gelmediği için şehrin girişinde bir yerde çorba içmeyi teklif etti, gidip oturduk. Saat nedeniyle olsa gerek bizden başka hiç kimse yoktu. Herkes birbirini tanıyor tabii, lokanta sahibi masamıza geldi, iki hoş beş, neden geldiğimi sordu, söyledim, soru sormaya başladı. Soru sorma şekli laubaliceydi, anayasa değişikliğini destekliyordu ve “Hoca sen ne düşünüyorsun peki?” sorusunu yöneltti. Malum, Türkiye'de muhayyel kanunlarla yasaklanan şeylerden biri de, tanımadığınız insana 'siz' yerine 'sen' demektir! Sorduğu sorunun yanıtını merak etmediği çok belliydi, aslında soru sorup beni konuşturarak kendi düşüncesini söylemek ve beni ikna edip doğru yola sevk etmek istiyordu. Beni dinlemediğini, söylediklerimi anlamaya çalışmadığını bilerek konuştum, arada bir yine 'sen'li bazı müdahaleler yapsa da, sonunda sıkılıp masadan kalktı. Çorbamızı içtik. Araca binmek için çıktık, uğurlamak için yanımıza geldi ve veda ederken “Hoca yaa, bırak tüm yetkiyi bir kişiye versinler, bak ne güzel kafamız rahat eder yaa,” dedi, esprisini çok beğendiği için güldü, ben de gülümsedim, ayrıldık. Yolda, arkadaşımız “Sıkmayın canınızı, bunlar iki üç yıl öncesine kadar hep 'hocacıydı' zaten” deyiverdi! Ben de sıkmadığımı, çok yaygın bir karakter olduğunu söyledim, konu kapandı.

Gazete Duvar'da, sayısını bilmediğim 'muhafazakâr muhit' yazısı kaleme almaya çalıştım. Hemen tümü, kişisel deneyim ve tanıklıklardan hareketle yazıldı. Her deneyim aktarımı biraz sorunludur, çünkü ucu 'genellemelere' ve 'benzetme' yapmaya varır ki, ne genellemek ne de benzetmek çok doğru yaklaşımlar. Buna mukabil gözlem anlatmanın başka yolu yok, varsa da bilmiyorum. Keskin ve köşeli cümlelerden kaçınıp okurla sohbet etmeyi denedim, deniyorum aslında. Derdim neydi, ya da ne? Her insan arada bir kendinden söz etmeyi sever muhtemelen, ben de seviyorum; ancak bu yalnızca 'bir' gerekçe olabilir. Ömrümü, birbirine taban tabana zıt görüşlere sahip (belki de öyle görünen) kesimler arasında geçirdim ve üç kişi mi, beş kişi mi okuyor bilmesem de, içinden geldiğim çevrenin bazı alışkanlıklarını onları pek bilmediğini düşündüğüm insanlara aktarmaya çalışıyor olabilirim. Doğrusu, her kesim birbirini tanımalı ve anlamalı mı hiç emin değilim, muhtemelen hayır ve zaten böyle bir şey olanak dışı. Yalnızca Türkiye'de değil, herhangi bir yerde. Ancak asgari temas bir gereklilik.

Kendime sık sık böyle bir şeyi neden denediğimi sorduğumda, bazı yanıtlar bulabiliyorum; örneğin 'zoruma gitmesi,' bunlardan biri olabilir. Yalnızca biri ve en kişisel olanı. Zoruma giden nedir? Zaman zaman muhafazakâr kesime/seçmene yönelik, hadi kaba saba ve küçümseyici diyelim, bir şeyler okuduğumda canım sıkılıyor. Sayısı çok değil bu insanların ve sosyal medyadaki bazı tepkilerin 'layk' sevdasından olduğu da açık; hal böyleyken 'küçümserlerin' muhalefeti temsil ettiği kanısında değilim. Hatta, muhaliflerin 'çoğunluğunun' bunca rezalet ve aşağılanma karşısında son derece derli toplu davranmaya çalıştığı da doğru. O kesimin başka sözleri, başkaca tepkileri hak ettiğini, ancak 'o' terimleri hak etmediğini düşündüğüm için, yaşadığım can sıkıntısı. Ardından, 'canımın sıkılıyor' olmasına, canım sıkılıyor! İki can sıkıntısının da makul gerekçeleri olduğunu düşünüp kendi içimde çıkış yolları arıyorum. Bazı köklü alışkanlıklar, köklü kanaatlerin kolay değişmediğini ve benim onlara karşı oluşumun gerçek yaşamda bir karşılığının, sonucunun olmadığını, olmayacağını biliyorum. Bir başka deyişle, keskin sirke küpüne zarar.

Hiç kimse anasının karnından 'sevmediklerimiz' gibi çıkmadığına göre, en berbat ruh halinde dahi 'toplumsallığımızın ürünü olduğumuz' somut gerçeğini akılda........

© Gazete Duvar


Get it on Google Play