We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Bir toparlanma yolu, palavradan vazgeçmek...

148 47 0
25.05.2021

Yeraltı dünyasının namlı isimlerinden birinin, yeni dünyanın teknoloji nimetlerinden yararlanarak başlattığı 'yeraltından itiraflar' gündemde ve elbette önemli. Adı geçen herkes şu ya da bu ağırlıkta açıklama yapmak zorunda hissediyor. Zira, içeriden biri. Nasıl evrilecek, nereye varacak, gerekçesi tam olarak nedir, ne söylense falcılık olur. Konu üzerine yıllardır çalışan, ilişkilerden haberdar, araştıran, doğru haber peşinde koşmuş, risk almış az sayıda gazeteci, herhangi birimizden çok daha anlamlı, yetkin yazılar kaleme alıp çözümlemeler yapıyor. Bir de, kim ne söylerse söylesin “Zaten biliyorduk” diyen ahali var ki, Allah selamet versin.

Oysa Türkiye'de çok insan, örneğin Kıbrıslı gazeteci Kutlu Adalı ismini ilk kez duydu. Türkiye'de ama, yoksa Kıbrıs'taki tüm 'Kıbrıslılar' zaten cinayeti biliyor ve müsebbiplerini tahmin ediyordu, doğru. Buna mukabil o bilgi ve varsayımlar işe yaramıyordu, çünkü o vatan bir yavruydu, yanaktan makas alınmalıydı, biz kurtardık neden şikâyetçiydilerdi, Kıbrıslılar nankördü, Kıbrıs solcusu ülkesini Rumlara satıyordu, bizim sarkık bıyıklı tosunlardan Allah razı olsundu, filan fıstık... Türkiye'de Kıbrıs konusunda aslında hiçbir şey bilmeden ıvır zıvır laf edenlerin bugüne dek bir Kıbrıslı ile tek kelime konuşup da “Sizin derdiniz nedir?” sorusunu yöneltmediğini tahmin edebilirsiniz. Bizde, 'hödüklükte devamlılık' da esastır.

Tanık olduklarımızın gerekçeleri, tarihsel nedenleri üzerinde konuşmak, düşünmek, düşünürken kendi canımızı yakmak, moralimizi bozmak zorundayız. Her zaman ve koşulda 'haklı çıkmanın' olanaksızlığını kabullenmeliyiz. “Bu ülke neden böyle?”, “Bizim derdimiz ne?”, “Neden çok basit gibi görünen hiçbir düğümü çözemiyoruz?” ve benzeri soruları sorup dürüstçe, kendimizi kayırmayan yanıtlar bulmak zorundayız. AKP'ye karşı isek, onun gökten zembille inmediğini, tarihimizin bir 'ürünü' ve bizlerin de aynı tarihin hem 'yapıcısı' hem 'izleyicisi' olduğumuzu kavramak zorundayız. Söze, 'bizim millet' ifadesiyle başladığımızda, kendimizi nerede konumlandırdığımızı, neden 'o millete' dahil olmadığımızı iddia ettiğimizi sorgulamak zorundayız.

'Yeraltından itiraflara' ilişkin hikâyeyi yüz küsur yıl öncesine götürmek mümkün ve gerekli tabii. Diğer yandan, Türkiye'nin II. Dünya Savaşı sonrası siyasetinin merkezindeki “anti-komünizm” histerisinin kusursuz özeti gibi. İfadeleri, kullandığı semboller, maçizm ve 'devlet' kavramına tapınma hali. Ne demişti Mussolini: “Her şey devlet içinde ve devlet için, hiçbir şey devlet dışında ve başka bir şey için değildir.” Şimdi alın Mussolini'nin şu devlet yargısını ve........

© Gazete Duvar


Get it on Google Play