We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Beni önce bir odaya aldılar...

192 166 0
10.06.2021

Beyza Üstün Hoca ve Bircan Yorulmaz için...

“Mutlu bir çocukluk yaşadım... Babam ve annemin çocukluğuma sinen sevgilerini şimdi bile hissediyorum. İnsanın anavatanı çocukluktur denir ya, eh, ben yoksul ama sıcacık bir anavatanda büyüdüm.” (İlhan Sami Çomak, “Karınca Yuvasını Dağıtmamak”)

Yeraltı dünyasının namlı ismi, çektiği videolarda, tepesini attıranlarla iş ve ilişki iddialarını ortaya saçarken, aklı başında herkesin masumiyetlerini bildiği ya da hiç olmazsa tahmin ettiği insanlar cezaevlerinde ömür tüketiyor. Çoluk çocuklarından, sevdiklerinden uzakta, adaletsizliğin ağırlığının üstesinden gelmeye çalışarak geçiriyor yıllarını. İnsanı, haberdar olduğunda, okuduğunda, bildiğinde, işittiğinde dahi hafif tabirle mahcup etmesi gereken bir durum bu. Eski HDP'li vekiller, Kavala, kimi gazeteci ve öğrenciler... Kaç mevsim geçti. Birileri de sürgünde, memleketine dönemiyor. Olabildi, olabiliyor çünkü. Yapılabildi, yapabiliyorlar çünkü. Yalnızca iktidarın marifetiyle değil, henüz iktidar olamayanların da sessizliği, göz yumması ve kimilerinin işbirliğiyle.

Yıllar önce Radikal İki'deki bir yazımda, Türkiye'de hukuk/adalet duygusu ve bilincinin annemin tavukları düzeyinde olduğunu söylemiştim de, sonraki pazar günü yazan bir 'hâkim,' annemin tavuklarına haksızlık ettiğimi dile getirmişti! Eninde sonunda yurttaş olup olmamakla, yurttaşlık bilinciyle, Cumhuriyet'in 'cumhurî' niteliğiyle ilgili bir durum, hukukun temel ilkelerine asgari saygı. Eşit yurttaş ve hatta yurttaş olunamadığında, geriye 'kayığı' yüzdürme derdi kalıyor ki, o kayık yüzdüğü sürece kimin başına ne geldiği önemsizleşiyor.

'Kendi kayığını' değil, özellikle 'kayığı' diyorum; zira o kayığın, yüzdürmek isteyenin mülkiyetinde olması şart değil. O kayık bir gün devlet olur, bir gün hükümet, bir gün şirket, bir gün futbol kulübü, bir gün siyasi parti, bir gün akademi, bir gün mahkeme... Mesele, bunlardan herhangi birini yüzdürme sevdasına düşenin, diğerlerinin batma ihtimalini gözetmiyor oluşunda. O kirli iş yapabilir, bu şike yapabilir, şu oyları aşırabilir, beriki hakkı olmayan bir kadroya atanabilir; yeter ki yüzsün o kayık. Örneğin, geçenlerde iktidar partili bir 'akademisyen' zat, kimi gazetecilerin Suriye'ye giden silahlarla ilgili yaptığı haber nedeniyle başlarına gelenlere dair, “Sorun, böyle bir şeye burunlarını sokmaları,” deyiverdi. Bir insanın, muhtelif 'çıkarlar' uğruna gerçekle bağını güle oynaya koparabileceğinin güzel bir örneği. Diyor ki aslında, kayık yüzsün. Seyir esnasında, diğerlerinin hak ve hukukunu gözetmeye, asgari ve herkesi kapsar bir temel hukuk ilkesine sahip olmaya gerek yok. İşte bunun için, yurttaşlık bilinci gerekli, o da bize yakışmıyor!

Yargılama adı verilen kapsamlı faaliyet, yargılamanın yapıldığı ülke ahalisinin kumaşından azade değil. Yargılamanın adil olup olmaması, yalnızca konuya dair pozitif hukuk kurallarının niteliğiyle değil, o yargılamayı yapan, o delilleri toplayıp değerlendiren, o muhakemeyi izleyen ve o kararları hazmedenlerin kim olduğuyla da ilişkili. Ayrıca, kâğıt üzerinde kurallara uyarak ya da uyar görünerek büyük haksızlıklara ve meşruiyet sorunlarına neden olmak mümkün mü, kuşkusuz mümkün. Bir insanın ömrünü, pek kimsenin anlamadığı bir terminoloji ve son derece teknik mevzuat tartışmaları içinde öğütmek mümkün mü, ona da kuşku yok, Türkiye'de genellikle........

© Gazete Duvar


Get it on Google Play