We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Allah hiçbir insanı, bu zihniyet ve dile muhtaç etmesin!

194 187 0
20.07.2021

Boğaziçi Üniversitesi vekil idaresici tarafından görevine son verilen, işinden atılan akademisyenleri, yargılananları, öğrencilerini bir gün olsun yalnız bırakmamış, sevgili Can Candan Hoca'ya selam ve sevgiyle...

İnsanız. Dil ile iletişim kuruyoruz. Ya da, dil ile iletişim kurmamız beklenir. “İnsan, konuşa konuşa...” Anadilimiz, doğup yetiştiğimiz dünyada öğrendiğimiz dil, ninni, masal dinlediğimiz. Sonraki yıllarda, sokakta, okulda, oyunlarda, aşkta, işte, kamusal ve özel alanda diğer dilleri, iletişim yol yordamını deneyimliyoruz. Bir ömür işleyen, bizi eğiten, yoğuran, dönüştüren eğitim, okul ve okul dışındaki yaşamda. Neyi seveceğimizi, neyden hazzetmeyeceğimizi, kendimizi kime yakın ya da mesafeli hissedeceğimizi, nasıl yemek yiyeceğimizi, nasıl konuşacağımızı ya da susacağımızı öğreniyoruz toplumsal ilişkiler içinde ve her ilişki, kendi diline gereksinim duyuyor.

Ezcümle, kim olduğumuzu anlatabilmek için dil ve dillere sahibiz, anamızdan miras ve sonrasında edindiğimiz ve bildiğimiz dil, diller kadar davranabiliyoruz. 'Fıtrat' işin neresinde, ne kadar belirleyici, bilemem; buna mukabil 'fıtrata' yapılacak aşırı vurgunun çıkacağı kapı ırkçılık, onu biliyorum. Yalnızca bir kökenin, yalnızca bir milletin, yalnızca bir topluluğun mensubu olmanın ayrıcalık ve üstünlük nedeni olduğunu düşünmek, tarih boyunca hemen her zaman aynı kapıya çıktı çünkü.

Biri için üzülmek, biri için kaygılanmak, birine yardım etmek, birini hoş görmek, birinden nefret etmek, birini dışlamak, biriyle yakınlaşmayı istemek, 'sonradan' öğrendiğimiz dillerin ürünü. Doğumla edinmiyoruz bu niteliklerimizi. Biri her futbol maçında daha yoksul ülkenin takımını tutar örneğin, diğeri güçlü olanı. Biri hızla yürürken koltuk değneklerine yaslanmış biriyle karşılaşsa bakıp devam eder, diğeri istemsize yavaşlar. Biri dilenci gördüğünde sinirlenir, diğeri üzülür. “Sapasağlam insansın çalışsana,” diyerek azarlar örneğin, buna mukabil sapasağlam olup hiç çalışmadan servet sahibi olan birilerine saygıda kusur etmez. Biri her iktidar kaynağıyla arasına mesafe koyup eleştirir, diğeri tümüne yaranmaya çalışır. Bunlar fıtrat değil, toplumsallaşmamızın bize bellettiği 'dillerin' sonucu. O toplumsallaşma da, dahil olunan sınıftan, tabakadan, o sınıfın gerekleri ve öğrettiklerinden bağımsız değil.

Sokakta sersefil bir mülteci/sığınmacı çocuğu, kadını ve erkeği gördüğünüzde ne düşünüp hissediyorsunuz? Biri üzülüp yardım etmek istiyor, biri görmüyor, biri kendisine fazla yaklaşmasını istemiyor, biri de “Doldurdular bunları,” diye geçiriyor içinden. Hangi dili biliyorsak, o dilde düşünüp konuşuyoruz ve o dilin sözcük dağarcığıyla sınırlı her tutumumuz. Eşitlikçiliğin bir dili var, ırkçılık-ayrımcılığın bir dili var, sermaye yandaşlığının da ezilenin safında durmanın da bir dili var ve hepsi öğreniliyor.

Okuduğunuz, 'mülteci-sığınmacı' konusunda laf ebeliği yapacak bir yazı değil, konuyu da bilmiyorum. Çok az okudum, bilenleri takip edip öğrenmeye çalışıyorum. Türkiye'de isimlendirme dahi çoğu zaman hatalı yapılıyor anladığım kadarıyla; sığınmacılık, göçmenlik, tarafı olduğumuz sözleşmeler vs. Son birkaç gündür, yine “doluştular” ve “çok para harcadık” serzenişlerini okumaya başlayınca, dile getirilenlerin doğru olmadığını az çok anlıyor olsam da, doğru dürüst bilen bir meslektaşıma, sevgili Erhan Keleşoğlu'na sorup teyit etmek istedim. O da çok özetle, hükümetin sağlıklı veri paylaşmadığını, bu nedenle nereye ne kadar harcandığının tam olarak bilinemediğini, Suriyelilere AB tarafından (Kızılay işbirliğiyle) nakdi yardım yapıldığını, özellikle sağlık harcamaları konusunda devletin önemli bir meblağı yüklendiğini vs. anlattı. Bir de internet sayfası önerdi, Mülteciler Deneği'nin hazırladığı, “Suriyelilerle ilgili doğru bilinen yanlışlar.” Göz atmanız dileğiyle buraya bırakıyorum.

Diğer yandan, yüzbinlerce Suriyeli'nin kaçak çalıştırılıp sömürüldüğünü, irili ufaklı sahtekâr sermayedarın hayalini süsledikleri unutulmamalı. Günlük yaşamlarımızda dahi nerelerde, hangi koşullarda, nasıl çalıştırıldıklarını görmek mümkün. Gerçi 'yaratılanı yaradandan ötürü severiz' sevmesine de, eh biraz da ucuz iş gücü ve köle ücreti fena olmuyor demek ki! Kadınlara reva görülenlere ve bir kısmı organ mafyası eline düştüğü idda edilen çoluk çocuğa değinmeye gerek var mı?

AB'den aktarılan paranın hedefi sığınmacıların Türkiye sınırları içinde tutulması, peki. Dünyanın geri kalanını sömürerek, sömürgeleştirerek elde edilen refahın........

© Gazete Duvar


Get it on Google Play