We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Ömer Madra: Greta, dünya liderlerinin çanağına tükürdü

138 212 0
29.09.2019
Açık Radyo Genel Yayın Yönetmeni Ömer Madra’nın aktardığına göre “okyanuslar ayvayı yedi”, Kuzey Kutbu’ndaki buzullar eridiği için çok yakında altı büyük nehir taşacak ve tedbir alınmazsa milyarlarca insan için susuzluk, kıtlık, ölüm çağı başlayacak. Madra’ya göre petrol, doğalgaz ve kömür tüketimine son verilmesi, hayvancılık endüstrisinin derhal durdurulması, yani köklü bir devrimin başlaması şart. 16 Yaşındaki İsveçli aktivist çocuk Greta Thunberg’in öncüsü olduğu ve giderek milyonlarca insanı iklim adaleti için sokağa döken rüzgârın, insanlığın ve gezegenin kaderini değiştirebileceğini söyleyen Madra uyarıyor: “Ya devrim olacak ve kurtulacağız ya da yok olacağız.”

139 ülkede, milyonlarca insan 20 Eylül günü küresel ısınmaya karşı tedbir alınması için sokaklardaydı. Aynı günlerde, 21-23 Eylül tarihleri arasında Birleşmiş Milletler’in New York’ta düzenlediği İklim Zirvesi’nde dünya liderleri buluşup muhtemelen yerine getirmeyecekleri sözler verdi.

Fakat BM İklim Zirvesi’ne 16 yaşındaki bir kız çocuğu olan İsveçli Greta Thunberg’in konuşması damgasını vurdu. Dünya liderlerine, “Buraya gelip her şeyi yaptığınızı söylüyorsunuz. Gerçekten durumun ciddiyetini anlıyorsanız ve halen harekete geçmiyorsanız, bu, şeytan olduğunuzu gösterir ama buna inanmak istemiyorum. Bizi hayal kırıklığına uğratıyorsunuz ama gençler artık ihanetinizin farkına vardı. Gelecek nesillerin gözü sizin üstünüzde olacak” dedi.

Konuşması tüm dünyada olumlu-olumsuz tepki toplayan Greta’ya yönelik “kafayı yemiş”, “hastalıklı kız”, “birilerinin sahaya sürdüğü maşa” diyenler de oldu, gezegeni kurtarma mücadelesine girişecek yeni kuşakların temsilcisi olarak yüceltenler de. İnsan ister istemez şunu soruyor: Büyük şirketler ve onların sözcüsü, uygulayıcısı konumundaki iktidar elitleri tüm dünyayı yemişken, Greta ve onun gibi gezegen savunucuları kafayı yemiş, çok mu?

Yirmi yılı aşkın süredir iklim krizine, küresel ısınmaya ve bunun yaratacağı felaketlere dikkat çeken “delilerden” Açık Radyo Genel Yayın Yönetmeni Ömer Madra’ya kulak verelim…

Sizinle söyleşi yapacağımızı söylediğimiz bir arkadaş, “yahu millet deprem yüzünden can derdinde, sen gidip iklim krizini konuşuyorsun” dedi. Sizce şu an deprem mi iklim krizi mi daha hayati mesele?

Böyle bir mukayese yapamam ama dünyada sınırları aşan, dağları, gökleri, ovaları, denizleri, gölleri, ormanları, her şeyi ve herkesi tehdit eden esas mesele iklim krizidir. Bakın, bilim dergisi Science Advances’ın daha yeni yaptığı bir araştırmaya göre, tüm kıtalarda kuraklık nedeniyle en geç 80 sene içinde temel beslenme kaynağı olan buğday, ekiminin yapıldığı tarlalar yüzde 60 oranında azalacak.

Bu tür bilgiler, dünya çapında alarm zillerini çaldırıyor mu?

Çaldıramıyor işte! Deprem söz konusuyken iklim krizi teferruat diyen arkadaşın kafasında bu alarm zillerin çalmıyor maalesef.

Sizce neden?

Bunun tek suçlusu biziz, medya! Bunu anlatamadık çünkü. Elbette dünyanın her ülkesinde deprem ihtimali var ve bunu kimse yadsımıyor. Nitekim Açık Radyo’da yirmi seneden beri devam eden Altın Saatler programında, deprem meselesini işliyoruz. Ama iklim krizi, insanlık, hatta gezegen tarihinin en büyük tehdidini oluşturuyor.

‘İKLİM KRİZİNİN YARATTIĞI MEVCUT TEHLİKE BİR MİLYON YILDIR YAŞANMADI’

Ayrıca deprem, kürenin kendi dinamizmiyle alakalı. Ama küresel ısınma doğrudan insan eliyle yaratılan bir kriz, değil mi?

Tastamam öyle! O yüzden biz aslında küresel ısınma değil, küresel ısıtma demeyi tercih ediyoruz. Çünkü bu kendiliğinden olan bir ısınma değil. Kaldı ki, insanın yaptıkları, toprağın üzerindeki esnekliği giderdiği, kar örtüsünü azalttığı için depremleri de artırıcı etki yaratıyor. Bununla ilgili çok sayıda araştırma da var. Dolayısıyla iklim krizi dolayısıyla karşı karşıya olduğumuz mevcut tehlike, bilebildiğim kadarıyla son bir milyon yıldır, yani insanlığın yeryüzünde oluşundan çok çok öncesinden beri yaşanmadı. Ve bu tehlikenin tek kaynağı var: Biz!

Peki on yıllardır bahsi edilen bu krize karşı insanlar neden harekete geçmiyor?

Bakın, Amerika’nın ve yeryüzünün en zengin insanlarından olan, Koch Biraderler denen iki kişinin bütün işi petrol, gaz filan. Onlar 1980’den beri, milyon dolar vererek yaptıkları araştırmanın sonucunda küresel ısınmanın olacağını, buzulların eriyeceğini, deniz seviyesinin yükseleceğini net bir şekilde tespit etmişler. Fakat bu hakikati gizledikleri gibi, ısrarla tersini söylemişler. Tüm bu hakikatleri bilip saklayan başta petrol şirketleri, emirlerindeki yöneticiler ve medyanın insanlığa karşı suçtan mahkum edilmeleri gerekir.

‘GERİ DÖNÜLMEZ NOKTAYA 10 YILDAN AZ ZAMAN KALDI’

Az önce, küresel ısınma ve kuraklık dolayısıyla 80 yıl sonra buğday kıtlığı yaşanacağını söylediniz ama insanların kahir ekseriyeti 2100 yılını değil, bugünü dert ediyor…

80 yıl sonra değil, 80 yıl içinde olacak bu. Kaldı ki zaten milyonlarca insan şu anda bu nedenle kıtlık çekiyor, ölüyor. Milyonlarca insan göç yollarında telef oluyor. Şu anda ABD’ye doğru göç dalgasının bir numaralı kaynağı Honduras, Guatemala gibi ülkelerin kuraklıktan dolayı artık yiyecek yetiştirememeleridir. Normalde hiçkimse kendi yerini terk etmek istemez ama çocukları gece yatağa aç giren insanlar, artık tahammül edemeyip ABD’ye gitmeye çalışıyor. Bakın, kırk küsür ülkenin en deneyimli bilim insanlarının, kimyacıların, atmosfer bilimcilerin bulunduğu Hükümetlerarası İklim Değişikliği kuruluşunun (IPCC) geçen yıl Ekim ayında yayınladığı rapora göre, eğer çok radikal tedbirler alınmazsa, geri dönülemez noktaya 10 yıldan az bir zaman kaldı.

Radikal tedbirlerden kasıt ne?

Petrol, gaz ve kömür çıkarmaya kesin olarak son verilmesi!

Bu çağda petrolsüz, doğalgazsız, kömürsüz bir hayat sürdürülebilir mi?

Tam tersine, petrollü, gazlı, kömürlü bir hayat sürdürülemez! İki ay önce Portekiz’de yapılan bir ihalede, güneş bataryalarının yüzde 92 ucuzladığı görüldü. Son on yıl içinde güneş enerjisi üretimi yüzde 90 ucuzladı. Rüzgâr enerjisinde de ciddi bir ucuzlama oldu. Üstelik gece saatlerinde de güneş enerjisini biriktirebilecek teknoloji geliştirildi. Yani güneş enerjisi artık depolanabiliyor. Dünya çapında yapılan araştırmaların hepsi tedbir alınmaması halinde neler olacağını avaz avaz bağırıyor.

Paris İklim Anlaşması önleyici bir tedbir değil mi?

Bütün devletlerin imzaladığı, sonradan bir tek ABD’nin çıkma kararı aldığı Paris İklim Anlaşması’nın gereklerinin yerine getirilmesinin bile bizi dönülmez noktadan kurtarma ihtimalinin yüzde 50 olduğu söyleniyor. Küresel ısınmanın 1,5 °C’nin altında kalmasını sağlamak zorundayız ki, şu anda zaten yüzde 1,1 derece ısınmış durumda.

‘GİDİŞAT, KENDİ KUYRUĞUNU YİYEN YILAN GİBİ’

Bu ölçüm neye göre yapılıyor?

Endüstriyel devrimden öncesiyle kıyaslanarak yapılıyor bu ölçüm ve buna göre küredeki ısınma şimdiye dek zaten 1,1 derece arttı. Paris Anlaşması, dünyanın kurtulması için ısınmanın kesin olarak 2, ama tercihen 1,5 derecenin altında tutulması gerektiğini belirtiyor. Fakat biliminsanları, bunun da garanti olmadığını, yüzde 50 şansımız olduğunu söylüyor.

Neden?

Çünkü hesaplanamayan başka şeyler var. Mesela bütün Sibirya’da, Rusya’da, Kanada’da permafrost denen donmuş tabakalar var. Onlar binlerce yıldır donmuş halde olan bu tabakalar erimeye başlayınca, fosiller çözülüp metan gazı çıkartmaya başlıyorlar. Üstelik metan gazı, karbondioksit denen sera gazından çok daha tehlikeli. Dolayısıyla gidişat, kendi kuyruğunu yiyen yılan gibi.

‘DOĞAYLA SAVAŞILAMAZ, MÜZAKERE DE EDİLEMEZ’

Eğer Paris İklim Anlaşması’ndaki öngörü sağlanamaz ve yüzde 50 denen şans ıskalanırsa, 9-10 yıl sonra ne olacak?

Dünya artık kimsenin kurtaramayacağı, geri döndürülemez noktaya gelecek. Buzulların erimesiyle sular basacak ve sonra da kuraklık başlayacak. Dünyanın en büyük temiz su kaynağı Himalayalar’da, Tibet Yaylası’nda. Ama eriyor. Erime hızlanınca, hepsi kutsal olan altı büyük nehir olan İndus, Brahmaputra, Ganj, Yangtze, Sarı Irmak ve Mekong nehirleri taşacak, ardından da kuraklık başlayacak. Çünkü suyun kaynağı kurumuş olacak. Dolayısıyla örneğin pirinç üretilemeyecek. Yüz milyonlarca insan kıtlık yaşamaya başlayıp göç edecek. Peki nereye, hangi ülkeye gidecekler? İstanbul depremi tabii ki büyük bir tehlike ve tartışmalıyız ama bununla mukayese edilemeyecek çapta bir tehlikeden söz ediyoruz.

Geçenlerde biri “doğa bize savaş açtı” demişti…

Doğa bize savaş açmış değil, biz........

© Gazete Duvar