We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Mithat Sancar: Artık çözümün tek muhatabı AKP değil

321 149 0
20.07.2019
HDP milletvekili ve TBMM Başkanvekili Prof. Dr. Mithat Sancar, yeni bir çözüm sürecine giden herhangi bir gelişmenin olmadığını söylüyor. Ancak Sancar’a göre yeni bir çözüm süreci olacaksa, bunun tek muhatabı AKP olmayacak. CHP, MHP ve İYİ Parti’nin de sürece dâhil edilmesi gerektiğini söyleyen Sancar’a göre AKP’nin yeni bir hikâye yazabileceği tek alan Kürt sorunu. 15 Temmuz’dan ve onun sonucu olan yeni rejimden çıkılmadan erken seçime gitmenin mevcudu yeniden üretmek dışında anlamı olmayacağını söyleyen Sancar, yeni yargı paketinin de AKP ve iktidar koalisyonu içindeki ihtilaflardan dolayı sonbahara bırakıldığını düşünüyor.

Bir salonda Gezi davası, bir diğerinde CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu yargılaması, bir başkasında beraat kararı verilen Özgür Gündem davası, Cumhuriyet gazetesi davası, Selahattin Demirtaş duruşması ve daha niceleri… Bu hafta, bir arkadaşımızın dediği gibi Türkiye büyük bir duruşma salonu gibiydi. İktidarın muhaliflerle mücadele sahasına dönüşen mahkeme salonlarından adalet çıkmadığını yine iktidarın kendisi kabul etmiş gibi görünerek yeni yargı reformunu gündeme getirdi.

Cezaevlerinde binlerce mahpusta heyecan yaratan bu paket, muhtemelen iktidar içi ihtilaflar dolayısıyla sonbahara ertelendi ve Meclis bugün itibariyle tatile çıktı.

Fakat yargı paketi, 31 Mart seçimleri sürecinde PKK lideri Abdullah Öcalan’ın üzerindeki tecridin kaldırılması, açlık grevlerinin sonlandırılması gibi gelişmeler ister istemez akla, iktidarı sarsılan AKP’nin yeni bir çözüm sürecine meylettiğine dair senaryolar getirdi. Hemen herkesin sohbete konu ettiği ama elde yeterli veri olmadığı için kimsenin net bir değerlendirme yapamadığı “yeni çözüm süreci” ihtimalini, yargı paketinin mahiyeti ve amacını, AKP’nin içine düştüğü kilitlenmede ne tür hamleler yapabileceğini, CHP ve HDP arasındaki ilişkiyi, Öcalan’ın 23 Haziran arefesine denk getirilen mektubunu, AKP’den çıkmasına kesin gözüyle bakılan Ali Babacan ile Ahmet Davutoğlu hareketlerini, HDP Mardin Milletvekili ve TBMM Başkanvekili Prof. Dr. Mithat Sancar’la konuştuk.

Siz HDP olarak yeni bir çözüm sinyaline ilişkin hükümetten herhangi bir mesaj aldınız mı? Bu konuda yaptığınız herhangi bir görüşme var mı?

Çözüm süreci denince herkesin aklına 2013-2015 arası dönem geliyor. Şu anda buna benzer herhangi bir süreç olmadığı gibi böylesi bir sürece doğru giden herhangi bir gelişme de söz konusu değil. İktidar tarafından Kürt sorununun çözümüne yönelik herhangi bir politika, program, girişim olduğunu söylemek mümkün görünmüyor.

Öcalan’la yapılan görüşmelere bakıldığında “hiçbir şey olmadıysa da mutlaka bir şey oldu” denebilir mi?

Olan tek şey, açlık grevleri dolayısıyla Öcalan’la görüşmeye izni verilmiş olmasıdır. Ortalıkta dolaşan yeni süreç iddialarının hükümet çevreleri tarafından desteklenip desteklenmediğini, oradan tedavüle sokulup sokulmadığını bilmiyorum. 31 Mart ve 23 Haziran öncesinde çözüm süreci ihtimalini dillendirmek, AKP’nin 2007 yılından beri tüm seçim öncesi dönemlerde uyguladığı bir taktikti. Mesela 2011 seçimleri öncesinde ciddi bir güvenlikçi politika takip edildiği halde, bir yandan da seçimden sonra çözüm sürecinin başlayacağına dair beklenti yaratılıyordu. Şu anda da gelişmelerin değerlendirilmesinden hareketle yeni bir çözüm sürecinin başlayabileceğine dair senaryolar çıkarılabilir. Öte yandan ekonomide büyük tahribat, dış politikada tam bir hezimet söz konusu. ABD-Rusya arasında denge politikası izleme yolunun da sonuna gelindi. Arada bir milliyetçi kesimleri rahatlatmak için edilen laflar dışında Kuzey Suriye’ye askeri operasyon da pek dillendirilmiyor. AKP’nin artık yeni bir hikâye yaratma imkânı bulunmuyor.

‘AKP’NİN YENİ HİKÂYE YARATABİLECEĞİ TEK ALAN KÜRT SORUNUDUR’

Fakat son günlerde yine sınıra askeri sevkıyat yapıldı, Güney Kürdistan’da Pençe adı verilen bir harekât devam ediyor…

Evet ama tüm bunların Suriye politikasıyla ilgili olduğunu söylemiyor AKP. Nitekim ortada Suriye’de oyun belirleyen aktör olma iddiasıyla yapılan bir faaliyet pek yok. Aslında Erdoğan ve AKP’nin yeni bir hikâye yaratabileceği tek alan Kürt sorunudur. Burada da AKP’nin böyle bir hikâyeyi tek başına yaratması söz konusu değil; ancak çoğul dinamiklerle yaratılacak bir hikâyenin önemli bir parçası olabilir. Gerek içeride gerekse Suriye’de ciddi bir barış politikası benimser ve bunu hayata geçirirse, işte o zaman bunu başarabilir.

Peki Erdoğan ve AKP’yi böylesi bir “hikâye” yazmaktan alıkoyan ne?

Erdoğan’ın kiminle ne kadar istişare ettiğini, partisindeki farklı eğilimlerin kendisine ne kadar yansıdığını, kamuoyundaki beklenti ve tepkilerin ne kadar farkında olduğunu bilemiyoruz. Kaldı ki şu anki ittifak sadece MHP’yle değil, aynı zamanda ulusalcı çevrelerin de dahil olduğu geniş bir devlet ittifakı gibi görünüyor. Bu ittifakın bileşenleri, Kürt sorununda siyasi bir çözüm isteyecek tarihe, duruşa sahip değiller. Aksine klasik devlet aklı refleksini güncelleyerek pazarlayan ve bunun peşinden koşan bir yapıdan söz edebiliriz. Erdoğan’ın ideolojik olarak böylesi bir anlayışa uzak olduğunu söylemek de mümkün değil. Erdoğan esasen böyle bir devletçi reflekse de hem ideolojik yapısı hem de siyasi geçmişi itibariyle pekâlâ yatkın bir siyasetçi. Fakat pragmatist bir siyasetçi olarak, çözüm yolunun hem kendi iktidarını koruyacağına hem de devletin çıkarları açısından uygun olacağına inanırsa, yeniden manevra yapabilir.

AKP’nin MHP’yle girdiği ittifakta kan kaybettiği gerçeğini artık AKP’liler de teslim ediyor. Peki Kürtlerde veya HDP’de, pragmatist yönü dolayısıyla Erdoğan’ın tekrar bir çözüm yoluna meyledebileceği beklentisi var mı?

Gerek HDP’de gerekse genel olarak Kürtler arasında böyle bir beklenti olduğunu söyleyemem. Kürtler son derece gerçekçi bir yaklaşıma sahip. 23 Haziran İstanbul seçimlerinde Kürtlerin ucuz pazarlama tekniklerine ne olursa olsun prim vermeyecek bir kararlılığa, olgunluğa, derin görüye sahip oldukları bir kez daha ortaya çıktı. Fakat sonuçta Kürtler açısından barış, bu savaşın sonlanması, çözüm yoluna girilmesi, ekmektir, sudur, hayatın kendisidir. Dolayısıyla barış ihtimalini dillendiren herhangi bir gelişmeye Kürtler ve geniş anlamda Kürt siyaseti kulak kabartır. Öcalan’ın mesajları da bunu yansıtıyor. AKP veya başka bir iktidar, ideolojik olarak çözüme yatkın olmasa da, Kürtler, karşılarında devlet gerçeği olduğunu gözardı etmiyor.

‘ÖCALAN SEÇİME MÜDAHALE ETMEK İSTESE HDP’YE DEĞİL KÜRTLERE HİTAP EDERDİ’

Öcalan’ın 23 Haziran’dan hemen önce kamuoyuna ilettirilen mektubunda HDP’nin ve Kürtlerin iki kutuplu Türkiye siyasetinde “üçüncü yolu” izlemesi gerektiği yönündeki tavsiyesi AKP’ye destek olarak yorumlandı. Haliyle pek çok insan “Öcalan bu kadar kritik bir zamanda neden böyle bir açıklama yaptı” diye sordu. Sizin bu soruya yanıtınız nedir?

Öcalan’ın mesajını AKP’ye destek olarak yorumlamak ya art niyetlidir ya da çok yüzeysel bir yaklaşımdan kaynaklanıyordur. Bir kere Öcalan’ın konumunu doğru değerlendirmek gerekiyor. Kendisi bir müzakere kapısının açılması için elbette çaba harcar ve meseleye günlük siyasetin üstünden, ötesinden bakmayı tercih eder. Yıllardır da bu böyledir. Suriye ve Türkiye’de daha fazla acı, can kaybı olmadan, daha fazla yıkım yaşanmadan bir yolun, kapının açılmasını sağlamanın kendi tarihsel misyonu olduğunu defalarca da söylemiştir. Muhtemelen görüşmelerin, yani avukat ziyaretlerinin devam edebilmesi için hükümet kanadının ısrarlı beklentisiyle karşı karşıya kaldı. Kendisi ise bu beklentiyi karşılamak yerine, kendi üslubuna göre bir mesajla hareket etmeyi tercih etti. Avukatlarıyla yaptığı görüşme esnasında da seçimle ilgili kararı HDP’nin kendisinin vereceğini açıkça söylüyor ve kimse sorumluluğu bana atmasın, herkes kendi sorumluluğu ekseninde hareket etsin diyor. Eğer Öcalan seçimlere doğrudan müdahale etmeye niyetli olsaydı, mektubunu HDP’ye değil doğrudan Kürtlere hitaben yazar, Kürtlere çağrı yapardı. Kaldı ki HDP içinde yapılan değerlendirmede de Öcalan’ın mesajıyla partinin 23 Haziran’a kadar izlediği strateji arasında bir çelişki olmadığı sonucuna varıldı.

Geçtiğimiz hafta Öcalan ve İmralı’daki diğer üç mahpusun ailelerinin yaptığı görüş başvurusu reddedildi. Öcalan üzerindeki tecrit devam ediyor mu, bitti mi?

Öcalan daha önce gönderdiği mesajlardan birinde, bu sürecin nereye........

© Gazete Duvar