We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Mehmet Ali Talat: Doğu Akdeniz’de her an her şey olabilir

245 46 0
13.07.2019
Suriye savaşı dolayısıyla uluslararası güçler bir süredir Doğu Akdeniz’de önemli donanma gücü bulundurduğu için, bölgede her an her şey olabilir. Üstelik Türkiye’nin burada tek bir müttefiki bile yok. Peki bu gerilim Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve AB üyesi olan güneydeki Rum yönetimine nasıl yansıyor? KKTC’nin 1974 yılında Türkiye tarafından ele geçirilen ve o tarihten beri hayalet şehir olan Maraş’ı tekrar açacağına ilişkin açıklaması ne anlama geliyor? Adayı ve Doğu Akdeniz’i ne bekliyor? KKTC’nin 2. Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’la konuştuk…

KKTC 2. Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’a göre Kıbrıs ve Doğu Akdeniz’deki gerginlik mevcut haliyle devam eder ve Kıbrıslı Türklerin doğalgaz yataklarındaki hak talebi karşılanmazsa, Doğu Akdeniz’in Ortadoğu’daki gerilimlere benzer bir noktaya gelme ihtimali var. Talat’a göre Doğu Akdeniz’de bir provokasyon veya kaza çatışmaya sebep olabilir.

Türkiye’nin Rusya’dan S-400 savunma sistemini teslim almaya başlamasıyla beraber ABD’nin yaptırımlara hazırlandığı sırada Avrupa Birliği de başka bir bağlamda yaptırım hazırlığı içinde. O “bağlam”, başta Türkiye olmak üzere tüm bölge ülkelerinin ve ABD, AB, Rusya, İngiltere gibi uluslararası güçlerin odaklanacağı yeni gerilim sahası Doğu Akdeniz’deki doğalgaz ve hidrokarbon arama faaliyetleri.

Yani başta Suriye olmak üzere Ortadoğu’da güç savaşları devam ederken Doğu Akdeniz’de de sular kaynıyor. Üstelik Suriye’de canciğer kuzu sarması pozları verilen Rusya bile, Türkiye’nin buradaki faaliyetlerine tepkili.

Hadisenin özeti şöyle: 2007 yılından itibaren Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, adanın güneyinde 13 tane doğalgaz arama sahası belirleyip ihaleye açtı. Türkiye, bu sahaların 5 tanesinin kıta sahanlığı içinde olduğunu söylüyor. 2011 yılında Kuzey Kıbrıs da 8 parsel belirleyerek Türkiye Petrolleri Anonim Şirketi’ne (TPAO) doğalgaz arama ruhsatı verdi ama bu parsellerin bir kısmı, Rumların belirlediği bazı bölgelerle çakışıyor. 2010 yılından beri, Doğu Akdeniz’de hidrokarbon yataklarının bulunmasıyla beraber başta ABD, İtalyan ve Fransız şirketleri olmak üzere çok sayıda enerji devi Güney Kıbrıs yönetimiyle anlaşmalar yaptı ve bölgede faaliyetlere başladı. Türkiye de buna mukabele olarak yakın dönemde Fatih ve Yavuz isimli iki sondaj gemisini, donanma eşliğinde bölgeye yollayınca bölgede emelleri bulunan tüm ülkelerin ve AB’nin sert tepkisiyle karşılaştı.

Suriye savaşı dolayısıyla da uluslararası güçler bir süredir Doğu Akdeniz’de önemli donanma gücü bulundurduğu için, bölgede her an her şey olabilir. Üstelik Türkiye’nin burada tek bir müttefiki bile yok. Peki bu gerilim Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve AB üyesi olan güneydeki Rum yönetimine nasıl yansıyor? KKTC’nin 1974 yılında Türkiye tarafından ele geçirilen ve o tarihten beri hayalet şehir olan Maraş’ı tekrar açacağına ilişkin açıklaması ne anlama geliyor? Adayı ve Doğu Akdeniz’i ne bekliyor? KKTC’nin 2. Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’la konuştuk…

Reuters haber ajansının üç gün önceki (10 Temmuz) haberine göre Avrupa Birliği, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki doğalgaz arama faaliyetlerine karşılık olarak uygulayacağı yaptırımları önümüzdeki hafta açıklayacak. Doğu Akdeniz’de artarak devam eden gerilim adanın kuzeyine ve güneyine nasıl yansıyor?

Gelişmeler daha ziyade Rum tarafında bir heyecan oluşturuyor. Fakat bu gelişmelerin Türk tarafına şimdilik ciddi boyutta bir yansıması olduğunu söylemek doğru olmaz. Öte yandan, doğrusu Avrupa Birliği’nin bu bağlamda Türkiye’ye uygulayacağı yaptırımların ne kadar etkili olacağını bilemiyoruz.

Doğu Akdeniz, Suriye savaşı dolayısıyla askeri hareketliliğin de önemli bir sahası haline geldi. Halihazırda bölgede ABD, İngiltere, Rusya ve Fransa gibi ülkelerin ciddi bir donanma gücü bulunuyor. Şu anda söz konusu güçlerin ilişkileri dolayısıyla pek olası görünmese de, Doğu Akdeniz’in yeni bir çatışma sahasına dönüşebileceği ihtimalinden de söz ediliyor. Bölgedeki enerji kaynaklarının bir çatışmaya sebebiyet verebileceğini düşünüyor musunuz?

Kıbrıs açısından gerilim artık geleceğe ilişkin bir ihtimal değil, şu anda yaşanan bir gerçek. Dolayısıyla Kıbrıs’ta, esas olarak da Doğu Akdeniz’de her an her şey olabilir. Bir provokasyon da yaşanabilir. Yahut provokasyon olmadan da bir kaza gerginliğe ve çatışmaya dönüşebilir. Zamanında İsrail komandolarının Mavi Marmara gemisine ateş etmesi ve insanları öldürmesi gibi olaylar her an bu bölgede de meydana gelebilir. Hatta bu bölgede çok daha tehlikelisi ve yıkıcısı da yaşanabilir. Bu bakımdan Kıbrıs, daha da doğrusu Doğu Akdeniz gerçekten bir gerilim merkezi. Tabii burada meselenin tek kaynağını doğalgaz oluşturmuyor. Bölgedeki gerilimin kaynağında egemenlik iddiası ve ispatı da önemli bir yer tutuyor. Rum tarafının “ben egemen devletim, gaz ve petrol aramaları bir egemenlik meselesidir” yaklaşımı var. Ama bu arada Rum tarafının çıkarılacak olan zenginliklerde Kıbrıslı Türklerin de hakları olduğunu teslim etmesi söz konusu.

Rum tarafı bu hakkı teslim ediyorsa, niye gerilim var?

Çünkü bu hakların tesliminin ancak çözüm sonrası olabileceğini ifade ediyorlar. Avrupa Birliği’nin de bu yaklaşımı desteklemesi gerçekten ciddi bir karmaşa yaratıyor.

RUMLARIN ÖNERİSİ, TÜRKLER AÇISINDAN BAŞLANGIÇ NOKTASI BİLE OLAMAZ

Kıbrıs sorununun çözümünden söz edilince akla gelen en önemli tarihsel dönemeç Annan Planı. Fakat sizin başbakan olduğunuz dönemde, Türklerle Rumları federal bir cumhuriyet çatısı altında birleştirmeyi öngören Annan Planı’yla ilgili 24 Nisan 2004’te yapılan referandumu Türkler d.9 oranında ‘evet’ diyerek onaylamış, Rumlar ise v’ya yakın oyla bu planı reddetmişti. Annan Planı’nı reddetmiş olan Rumlar, şimdi için nasıl bir çözüm öngörüyor?

Rum tarafının öngördüğü bir şey yok aslında. Onların bize getirmiş olduğu bir çözüm önerisi de yok. Dahası Rum tarafı, Kıbrıslı Türklerin, Birleşmiş Milletler tarafından da defalarca tescil edilmiş siyasal eşitlik haklarını tartışma konusu yapmaya kalkışıyor. Ve burada yarattığı hava, Kıbrıslı Türklerin siyasi eşitliğini kabul etmeyecekleri yönünde. Fakat bu eşitlik hakkı Kıbrıslı Türkler açısından olmazsa olmazdır. O nedenle Rum tarafının önerdiği çözüm, Kıbrıslı Türkler açısından bir başlangıç noktası bile olamaz.

Dolayısıyla Kıbrıs sorunuyla ilgili herhangi bir çözüm sinyali söz konusu değil mi?

Şu anda öyle bir sinyal yok, evet.

Bu çıkmazı bir şekilde yarmaya çalışan Türkiye’nin........

© Gazete Duvar