We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Hamit Bozarslan: Ya küresel tiranlık ya enternasyonalizm

184 105 210
23.05.2020
Tarih ve siyaset bilimci Prof. Dr. Hamit Bozarslan’a göre korona virüsü krizi üç temel sorunu ortaya çıkardı: İnsanlık tarihini birleştiren korku, krizi tetikleyen anti-demokrasiler ve neo-liberalizmin hakim olduğu demokratik rejimler. Bozarslan’a göre korku anı geçici ve bunun siyasetle aşılması gerekiyor. Aksi halde korku anı, dünya çapında yeni tiranlıklar yaratabilir ve bu da siyasetin sonunu getirebilir. Bozarslan, anti-demokrasilerdeki gizlilik ve yalan “kültürünün” de artık tüm dünyayı tehdit eder hale geldiğini ve bunlarla mücadelenin kaçınılmaz olduğunu söylüyor. Avrupa demokrasilerinin yine demokrasi yoluyla aşılması ve neo-liberalizmden sıyrılarak radikalleşmesi gerektiğini söyleyen Bozarslan’a göre insanlığın karşısında iki ihtimal var: Ya küresel tiranlık rejimleri veya enternasyonalizm.

Covid-19 salgını tüm insanlık açısından gündelik hayatı felce uğrattığı kadar, geleceğe de damgasını vuracak bir korku iklimi yarattı. Korku, tarih boyunca insanları yöneten, yönlendiren duygulardan biri oldu. İnsanlık, korkudan sıyrılmak için tarih boyunca nice tiran yarattı, bir o kadar da felakete yol açtı. Şimdi yeni bir korku dönemindeyiz ve bu tüm toplumlar için geçerli.

Peki salgının yarattığı küresel korku, insanlığı, toplumları, sınıfları nasıl bir dünya tahayyülüne itecek? İnsanlık, korkuyu aşmak için ne yapacak? Karşımızda ne tür ihtimaller var?

Başından itibaren salgının yarattığı siyasal, kültürel ve sosyolojik etkilerin nasıl bir geleceği mümkün kıldığı üzerine kafa yoran düşünürlerden, Paris’teki École des Hautes Etudes en Sciences Sociales (Paris Sosyal Bilimler Yüksek Okulu) öğretim üyesi, Prof. Dr. Hamit Bozarslan’a bağlanıyoruz…

Tarihsel, siyasal ve sosyolojik açıdan bakıldığında Covid-19 salgının yarattığı kriz ne tür sonuçlar yaratabilir?

Bu krizle birlikte üç büyük sorun hiç beklenmedik bir anda karşımıza çıktı. Bunlardan ilki, insanlığımızı ilgilendiren korku sorunu. Bir diğeri anti-demokrasiler sorunu ve üçüncüsü de demokrasilerin hem yapısal hem konjonktürel zaafları. Genç Karl Marx, burjuvazinin devrimci bir rol oynadığını ve insanlık tarihini birleştirdiğini söylüyordu. Marx’ın aklındaki tarih, nihai hedefi olan bir süreçti. Fakat Marx’tan önce bu konulara kafa yormuş olan Thomas Hobbes, korkudan ve korkunun tarihi birleştirebileceğinden bahsediyordu. Sanıyorum şu an, altı-yedi milyar insanın tarihi, kısa dönemlik de olsa birleştirildi. Fakat bu birleşme korkuyla ve çok büyük bir boşluk içinde meydana geldi.

Peki bu, gerçek bir birleşme mi?

En azından kısa vadede gerçek bir birleşme. Bütün insanlık aynı korku rejimini yaşıyor. İçinde bulunduğumuz süreç, Foucault’nun bio-iktidarının çok güçlü bir biçimde, alternatif olarak ortaya çıkmasıdır. Korku, aynı zamanda genel anlamda siyaseti de bir süreliğine parantez içine aldı. Bu, insanlık açısından her halükarda dersler çıkarılarak aşılması gereken bir korku anı. Zira bu korku anı bize, yarın yeni bir tiranlık döneminin de söz konusu olabileceğini gösteriyor.

‘TOPLUMLARIN SİYASET SONRASI DÖNEME GİRMESİ TARİHİN SONUNU GETİREBİLİR’

Neden?

Biyolojik temelde, tek meşruiyetini kendi milletini veya toplumunu koruma, “yaşamını” garanti altına alma söylemine dayandıran yeni bir tiranlık, sultanlık veya istibdat rejimlerinin oluşması olasılık dışı değil. Bunu önlemeye dönük en temel yol mevcut korkunun aşılması ve ama bunun da siyaset yoluyla aşılmasıdır. Çünkü eğer dünya çapında biyolojik temelli istibdat rejimleriyle karşı karşıya kalırsak, artık siyasetin düşünülmesi mümkün olamaz. Bu, siyaset sonrası bir dönem, siyaset sonrası bir “Leviathan” anlamına gelir. Meşruiyetini sadece ve sadece “hayatta kalmayı sağlamakta” bulan tiranlık rejimleriyle karşı karşıya kalma tehlikesinin siyasetle aşılması gerekiyor. Dünya toplumlarının siyaset sonrası bir döneme girmesi, büyük bir felaket senaryosudur ve dünya tarihinin sonunu getirebilir.

İtalyan düşünür Giorgio Agamben, Covid-19’un pençesindeki İtalya’da alınan sıkıyönetim tedbirlerini eleştiriyor, bunları tedbirden öte yeni bir istibdat döneminin işareti olarak okuyor ve şöyle diyor: “Ne olursa olsun, ister dürüstçe ister kendimizi kandırarak boyun eğmeye rıza gösterdiğimiz bu durum geri çevrilemez” Siz bu açıdan Agamben’le hemfikir misiniz?

Bana göre İtalya’daki, Avrupa’daki sıkıyönetim tedbirleri zorunluydu. Fakat Korona krizinin bize dayattığı sorunun mevcut dönemi aşacağını unutmamalıyız. Korona krizini, sürecin nasıl yönetildiği, sıkıyönetim tedbirlerinde hangi yollara başvurulduğu soruları ve sorunlarının çok çok ötesinde düşünmemiz gerekiyor. Agamben de bu tehlikeye işaret ediyor ama biraz komplo teorilerine yaklaşıyor. Bu anlamda kendisinden çok uzak bir noktadayım. Öte yandan Agamben, Hobbes’u çok iyi bilen, istibdat üzerine de çok düşünmüş bir isim.

‘AVRUPA TOPLUMLARINDA ZAMAN VE MEKÂN İLİŞKİSİ ÇÖKMÜŞ DURUMDA’

Hobbes fikriyatı, gelecek açısından nasıl bir çıkarsama yapmamızı sağlıyor?

Hobbes’ta iki tane hilkat garibesi diyebileceğimiz iktidar figürü var. Bunlardan birisi olan “Leviathan”, meşruiyetini toplumu, toplumun üstüne çıkarak korumaktan alır. Fakat Leviathan, aynı zamanda başka bir hilkat garibesinin alternatifi olarak ortaya çıkar. O da “Behemoth”dur ve onun da fonksiyonu toplumun imha edilmesidir. Sanırım Agamben, Leviathan’ın kendisini Behemoth’a, yani ölüme, yok oluşa karşı bir alternatif olarak meşrulaştırabileceğini göremiyor. Oysa siyaset sonrası döneme bu yolla girilme tehlikesi var. Öte yandan korku sadece komplo teorileriyle veya iktidar mühendislikleriyle açıklanabilecek bir olgu değil. Korkunun, bizi siyaset sonrası döneme sürüklememesi için, siyaset yoluyla aşılması gerekiyor.

Bu nasıl mümkün olacak?

Bir kere zamana ve mekâna güvenebilmek gerekiyor. Bir toplumu zamana ve mekâna duyulan güven oluşturur. Şu anda en azından Avrupa toplumlarında zaman ve mekân ilişkisi tümüyle çökmüş durumda. Ne mekâna ne de zamana sahip olabiliyorsunuz. Aynı zamanda demokratik toplumların ihtilaf üzerine kurulduğu gerçeğinin rejimlere yeniden dayatılması, kabul ettirilmesi gerekiyor.

‘MEVCUT KRİZDE GERÇEKLERİN ORTAYA ÇIKMASINI MİLLİ BİR AŞAĞILANMA OLARAK ALGILAMANIN PAYI BÜYÜK’

Söyleşinin başında, Covid-19 salgınının ortaya çıkardığı üç sorundan birinin de anti-demokrasiler sorunu olduğunu söylemiştiniz…

Tabii, aslında anti-demokrasiler sorununun yarattığı sonuçlarla da karşı karşıyayız. Bu noktada özellikle Çin’i ele almamız gerekiyor. Çin rejimi, vahşi bir kapitalizmden ama aynı zamanda radikal milliyetçilikten beslenen, totaliter olarak tanımlayamasak da anti-demokrasiyi en iyi temsil eden rejimlerden biri. Her anti-demokraside olduğu gibi Çin rejiminde de yalan ve gizlilik kültürü var ve Korona krizinin başında da bu hakimdi. Bunun Çin kültürüyle kesinlikle bir alakası yok. Bütün anti-demokrasilerde gerçeklerden korkma, gerçekleri söylememe, yukarıdaki makamlara iletmeme, bedeli ne olursa olsun üstünü örtme yaklaşımı vardır. Mevcut krizde, gerçeklerin ortaya çıkmasını milli bir aşağılanma olarak algılama kültürünün bundaki payı büyüktür. Eğer Çin bir anti-demokrasi değil de şeffaf bir rejime sahip olsaydı, büyük ihtimalle kriz bu noktaya varmazdı. Garip bir biçimde artık anti-demokrasilerin dünyayı tehdit eder pozisyona geldiğini bu vesileyle gördük. Çin rejimi bunu istemedi ama onun yapısının yarattığı sonuç, ister istemez tüm dünyayı tehdit eder noktaya geldi. Nitekim bunun kronolojisi de ortaya çıkıyor. Wuhan’daki yetkililer 30 Aralık 2019 tarihinde ciddi bir meselenin ortaya çıktığını gördükleri halde, doktorları susturuyorlar. Büyük ihtimalle Pekin’in 14 Ocak 2020 tarihine kadar olup bitenden haberi yok. Pekin haberdar olduktan sonra bile, en az bir hafta boyunca, 23 Ocak tarihine kadar her şey örtbas edilmek isteniyor. Şu anda en büyük hedeflerimizden bir tanesinin Çin ve diğer anti-demokrasilerle mücadele olması gerektiğini düşünüyorum.

’21. YÜZYILIN GERİ DÖNDÜRÜLEMEZ HEDEFLERİNDEN BİRİ ANTİ-DEMOKRASİLERLE MÜCADELE ZORUNLULUĞUDUR’

Nasıl bir mücadeleden söz ediyorsunuz?

Bu mücadelede öldürücü silah kullanılmaması gerekiyor. İkincisi, yalan silahı da kullanılamaz. Zira bu virüsü Çin arzulayarak, bir laboratuvarda üreterek salmış değil. Dolayısıyla kesinlikle öldürücü silahları, yalanları ve komplo teorilerini anti-demokrasilerle mücadelenin........

© Gazete Duvar