We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Doç. Dr. Erbay Arıkboğa: AKP kendi paranoyasının içine düştü

161 44 0
30.06.2019
Yerel yönetimlerle ilgili çalışmalarıyla bilinen Doç. Dr. Erbay Arıkboğa’ya göre muhalefetin malzeme vermemeye başlamasıyla birlikte Erdoğan artık kendi sesinin yankısını duymaya, söylem üretememeye başladı. AKP’nin içine yeni yüzler almaya cesaret edemediğini söyleyen Arıkboğa’ya göre Saadet Partisi, AKP “kampının” zırhını deldi ama AKP tabanındaki rasyonel seçmen İmamoğlu’na oy verdi.

“Hiçbir şey olmadıysa da mutlaka bir şey oldu” ama AKP 31 Mart ve 23 Haziran yenilgisi hiç yaşanmamış gibi yapıyor. Kendi tabanına yönelik bile ikna edici söylem üretemeyen AKP, ikinci İstanbul yenilgisiyle birlikte üslupta kısmi yumuşamayı bu hezimetinin görünürlüğünü azaltma taktiği olarak belirlemiş görünüyor.

Fakat bu, AKP’nin yerel seçim yenilgisinden ders çıkardığı anlamına gelmiyor. Bilakis, seçim kaybını devlet gücüyle telafi etmeye, merkeziyetçi politikalarla yerelleri kontrol altına almaya yöneliyor. Peki merkeziyetçi politikaya ağırlık verilmesi Türkiye ve AKP açısından ne tür sonuçlara gebe?

Merkeziyetçi idare sisteminin çıkmaz sokak olduğunu ve bu sokağın sonuna gelindiğini düşünen Marmara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi öğretim üyesi Doç. Dr. Erbay Arıkboğa’yla AKP tabanındaki kaymayı ve Türkiye’nin sorunlarının çözümü için gereken yönetim biçimini konuştuk.

31 Mart ve 23 Haziran’da ortaya çıkan neticeyi “AKP belediyeciliğinin iflası” olarak nitelendirenler var. AKP’nin 31 Mart ve 23 Haziran’daki yenilgisini ekonomik krize, Kürt meselesine bakışına, MHP’yle ittifakına veya ranta dayalı belediyecilik anlayışına bağlayanlar var. Fakat en dikkat çekici unsurlardan biri, AKP’nin kendi tabanının kaymaya başlaması. Sizce daha önce AKP’ye oy verenler neden tercih değiştirdi?

Saydığınız tüm unsurlar AK Parti’nin seçimlerde aldığı darbede etkili olduğu gibi Erdoğan’ın partiyi bir arada tutan karizması ve siyasi liderliğinin altının müthiş boşaldığı da açık. Bununla beraber AK Parti seçmeninin Erdoğan dışında güvendiği bir başka aktörün de kalmadığı ilginç bir resim var ortada. AK Parti belediyeciliği olarak tarif ettiğiniz yerel yönetimlerde, şehirlerin sürekli bir şantiyeye dönüştürülmesi insanların günlük yaşamlarını negatif anlamda çok etkiledi. Şehir dediğiniz şey, bir sosyal doku. Oraya iş makinelerini soktuğunuz zaman oradaki sosyal dokuyu da çözüyorsunuz. Oysa o sosyal doku bugüne kadar AK Parti siyasetinin beslendiği ve kendisini rahatlıkla ifade edebildiği bir alandı. AK Parti, kentsel dönüşüm projeleri başta olmak üzere bu tür faaliyetlerle çözdüğü sosyal dokunun da maliyetiyle karşı karşıya kaldı.

Yani AKP’nin en büyük ekonomik güç ve rant devşirme alanı olan inşaat sektörüne verdiği ağırlık, şehirleri şantiyeye çeviren kent politikası aynı zamanda seçmen kaybının da önemli unsurlarından biri mi oldu?

Tabii, inşaata verdiği ağırlık AK Parti’nin seçmen tabanının altını oydu, sosyal tabanını ve o tabandaki ilişki ağlarını çözdü.

‘AKP’NİN SOSYAL DENETİM MEKANİZMASI SOSYAL MEDYA TROLLERİNE KAYDI’

Nasıl?

Özellikle kentsel dönüşüm yaparken bir yeri yıktığınızda, oradaki insanları başka ya geçici olarak veya kalıcı biçimde yeni mekânlara göndermek durumunda kalıyorsunuz. Fakat yeni oluşan bu mekânlardaki sosyal doku, AK Parti’nin daha önce ulaşabildiği sosyal dokuyla aynı değil. Daha önce AK Parti’nin oy deposu olan mahallelerde bir sosyal denetim mekanizması da işliyor, insanlar bu denetim mekanizması üzerinden “safları sıklaştırıp” AK Parti’ye oy veriyordu. Fakat işaret ettiğim kent politikasıyla bu sosyal doku dağıtıldı ve söz konusu denetim mekanizması artık sosyal medyadaki troller eliyle kurulmaya çalışıldı. Öte yandan AK Parti’nin çekirdeğine yakın olanlarla çeperinde bulunanlar arasındaki müthiş gelir uçurumu da tabanda ciddi bir rahatsızlık yaratmış durumda. Elbette yereldeki tepkinin genel politikayla da bağlantısı var. Düşünce ve ifade hürriyetinin ortadan kaldırılması, adalet mekanizmasının işlemez hale gelmesi, Türkiye’nin bir anlamda içe kapanması seçmende yeni bir arayışı hızlandırdı. Türkiye’de belediye seçimleri hiçbir zaman belediye seçimlerinden ibaret olmadı ama öncesi ve sonrası itibariyle 31 Mart ve 23 Haziran, geçmiş yerel seçimlerin çok ötesinde bir anlam ortaya çıkardı.

Hem başkanlık sistemi hem de kayyım uygulamaları ve Ankara, İstanbul gibi illerdeki belediye başkanlarının istifa ettirilmesiyle birlikte merkeziyetçi yönetim çok daha keskin hale geldi. 31 Mart’ın, mevcut katı merkeziyetçi yönetim anlayışına yönelik itirazın da ifadesi olduğu söylenebilir mi?

Merkeziyetçi yapıyı bizler akademik olarak tartışıyoruz ama aslında insanlar bunu günlük hayatlarında yaşayarak deneyimliyor. İnsanlar alt kademedeki yetkililere defalarca taleplerini ilettikleri halde çözüm bulamayınca, erişmeleri çok güç olan üst kademedeki yetkililere ulaşmaya çalışıyor. Bu kadar büyük nüfuslu bir ülkede her yurttaşın, sorununu çözmek için cumhurbaşkanına ulaşmaya çalışması çok zor, imkansız. Fakat Erdoğan’a seçmeninden gelen en yoğun eleştirilerden biri “size ulaşamıyoruz” oluyor. Dolayısıyla seçmen, merkeziyetçi sistemin ne tür negatif sonuçlar yarattığını gündelik hayatında deneyimliyor. Son anayasa referandumuyla birlikte zaten merkeziyetçi olan sistem daha da katı bir merkeziyetçiliğe döndü. Oysa parlamenter sistemde insanlar başbakana ulaşamasa bile, bakana veya bakana erişebilecek kişiye ulaştığında sorununu çözebiliyordu. Şimdi bakana da ulaşmanız bir anlam ifade etmeyebiliyor. Dolayısıyla katı merkeziyetçiliğin sonuçlarıyla 31 Mart sonuçları arasında bir ilişki kurmak lâzım. Çünkü demokratik ülkelerden farklı olarak Türkiye’de insanların tepkilerini ifade etmek için elindeki tek formel araç seçim.

‘ERDOĞAN KENDİ SESİNİN YANKISINI DUYMAYA BAŞLADI’

2013’teki Gezi protestolarına toplumun yüzde 50’sinin öyle veya böyle destek verdiğini bizzat Erdoğan da “yüzde 50’yi zor tutuyoruz” diyerek kabul etmişti. Gezi protestolarının temel sebeplerinden biri Ankara’nın merkeziyetçi yaklaşımı ve AKP’li belediyelerin inşaata, ranta dayalı kent politikasıydı. Az önce AKP’li seçmenin de bu politikadan duyduğu rahatsızlığın 31 Mart’a yansıdığını ifade ettiniz. Bu, Gezi’deki talep ve tepkilerin artık AKP tabanında da karşılık bulduğu anlamına mı geliyor?

Yoğunluğu diğer gruplardan az olsa da AK Parti’ye oy vermiş........

© Gazete Duvar