We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Canan Kaftancıoğlu: Üzgünüm, uçan tekme atamıyorum!

338 375 0
12.09.2019
Altı yıl önce attığı tweetlerden dolayı hakkında 9 yıl 8 ay hapis cezası verilen CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu, üst mahkemenin cezasını onaması halinde siyasi yasaklı olma riskiyle karşı karşıya. Alışageldik siyasetçi profilinin dışında olduğu için hedef haline getirildiğini söyleyen Kaftancıoğlu’na göre iktidarın en büyük korkusu, insanların zihinlerindeki karakolların yıkılması. “Hapse atılmam teferruat olur” diyen Kaftancıoğlu, Matrix filmindeki Trinity karakterine benzetilmesini ise şöyle yorumluyor: “Toplumun kahramanlar yaratmak zorunda bırakılmasına üzülüyorum. Kahraman yarattıkça normalden uzaklaşıyoruz. Üzgünüm ama uçamıyorum, uçan tekme atamıyorum. Aslında olağan koşullarda, olması gerekeni yapıyorum.”

Siyaset sürprizlerle dolu, garip bir saha. İki yıl öncesine kadar CHP’nin İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ni, Ekrem İmamoğlu gibi bir isimle AKP’den alacağını söyleseler, muhtemelen CHP’liler bile gülüp geçerdi.

Fakat 13 Ocak 2018 tarihindeki İstanbul kongresine günler kala adaylığını açıklayan Canan Kaftancıoğlu öyle bir hızla siyaset sahnesine giriş yaptı ki, klasik söylemler, yerli yerine oturtulmuş dengeler aynı hızla altüst oldu. İradesi ve disiplinine hekim titizliğini de katarak İstanbul’da çalışmaya başlayan Kaftancıoğlu, hem parti içinden hem de AKP’den gelen yoğun basınca rağmen sendelemedi ve partisine İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ni kazandırdı. Eh, bir kadın siyasetçinin bu başarısının bir de bedeli olmalıydı.

İğneyle kuyu kazar gibi muhaliflerin tweetlerinde suç arayan savcıların bile yıllarca dikkatini çekmemiş olan tweetleri, CHP İstanbul İl Başkanı seçildiği günden itibaren aleyhindeki karalama kampanyasına ve yargıya konu edilen Kaftancıoğlu, geçtiğimiz hafta 9 yıl 8 ay gibi astronomik bir hapis cezasına çarptırıldı. Üst mahkemenin bu cezayı onaylaması halinde Kaftancıoğlu hapse girme ve siyasi yasaklı olma riskiyle karşı karşıya kalacak. Peki o zaman ne olacak? Kaftancıoğlu’na kulak veriyoruz…

Tweetleriniz ne zaman ve nasıl gündeme geldi? Altı yıl önceki yazılar hakkında soruşturma ne zaman başlatıldı?

13 Ocak 2018 tarihinde il başkanı seçildim. 15 Ocak’ta benim bu tweetlerimle ilgili birden bire soruşturma başlatıldı. Ama il başkanı adayı olacağımı açıkladığım hafta, yani 13 Ocak’tan bir hafta önce, bana ait olan veya olmayan tweetlerle ilgili bir karalama kampanyası zaten başlatılmıştı.

Kimler başlattı bu kampanyayı?

Hem parti içinde bana muhalif olanlar hem de parti dışındaki bazı çevreler başlattı. Bu karalama kampanyasına rağmen 13 Ocak 2018 tarihinde seçildim ve iki gün sonra da soruşturma açıldı. Fakat tesadüfe bakın ki aynı gün Cumhurbaşkanı da avukatı aracılığıyla benden şikâyetçi oluyor ve bu da hızlı bir biçimde dosyaya dâhil ediliyor. Fakat bu soruşturma dosyası, 24 Haziran 2018’deki seçimlere kadar herhangi bir ekleme yapılmadan rafta tutuluyor. Seçimlerden çok kısa süre önce, 22 Mayıs’ta soruşturma izni veriliyor ve ardından yine rafta bekletiliyor. İstanbul seçimleri iptal edildikten sonra, 22 Mayıs 2019’da iddianame oluşturuluyor. Biz o sırada 23 Haziran seçimlerine hazırlanıyorduk ve iddianameyi de basından duyduk. İddianame jet hızıyla, beş gün sonra kabul edildi ve 28 Haziran’a, yani İstanbul seçiminden bir hafta sonrasına ilk duruşma tarihi verildi. İlk duruşmadan bir gün önce, 27 Haziran’da Ekrem İmamoğlu mazbatayı almıştı. Yani ben mazbatadan sonra ilk duruşmaya gittim. Üçüncü ve son duruşma da 6 Eylül’deydi ve hapis kararı çıktı. Olayın özeti böyle.

‘ALIŞTIKLARI PROFİLDE OLMADIĞIM İÇİN HEDEF SEÇİLDİM’

Erdoğan’ın tweetlerinizden dolayı size yönelik tepkisi ne zaman başladı?

İl başkanı seçilmemden sonraki ilk grup toplantısında, yani 16 Ocak 2018 salı günü Erdoğan, Meclis’te yaptığı konuşmanın tamamını bana ayırmıştı. Benim olan ve olmayan tweetleri, slayt gösterisi eşliğinde yorumlamıştı. Bu konuşmasını da “bedelini ödeyeceksiniz” şeklinde bitirmişti.

Fakat Ocak 2018’de, bir yıl sonra yapılacak yerel seçimin kaderini belirleyeceğinize, İstanbul’u İmamoğlu’na kazandıracağınıza dair herhangi bir emare yoktu. Buna rağmen neden il başkanı olduğunuz günden itibaren iktidarın hedefi haline geldiniz?

Daha ilk günlerde il başkanlığında başarılı olup olmayacağım öngörülemese de, geçmişten beri bir siyasi mücadelenin içinde olduğum ve bu mücadeleyi de inandığım gerçeklere göre yürüttüğüm biliniyordu. Ayrıca il başkanı seçildiğim gün yaptığım konuşmada İstanbul’u saraydan alıp halka vereceğimizi, “mış gibi” iş yapmayacağımızı, önce örgüt olacağımızı, yani iç disiplinimizi netleştirip programımızı, hedeflerimizi belirleyeceğimizi, sonra da halkla beraber yol alacağımızı söylemiştim. Seçildikten sonraki konuşmamda da “şimdi kol kola bu salondan AKP faşizmini yıkmak için çıkacağız” demiştim. Deneyimli siyasetçiler bu tür sözleri söyleyen kişinin kendi sözüne ne kadar inandığını ve bunu gerçekleştirmekte ne kadar kararlı olduğunu kestirirler. O bakımdan CHP içinden da dışından da bakıldığında, iktidarın alışageldiği bir siyasetçi profiline uymadığım ilk günden itibaren anlaşılmıştı. Hem bunların hem de bir kadın siyasetçi olmamın, bana yönelik saldırılarda belirleyici olduğunu düşünüyorum.

‘KARİYER HEDEFİM OLMADIĞI İÇİN YANLIŞLARLA UZLAŞMAM GEREKMİYOR’

İl başkanı seçildiğiniz kongrenin öncesinde sizi hedef gösteren parti içindeki muhaliflerin tepkisine kaynaklık eden neydi?

Siyaset bir uzlaşı sanatıdır ama bu uzlaşı belli başarılara ulaşmak için, belli ilkelerde olabilir. Ben bir şey olmak, birilerinin pozisyonunu korumak, bütünsel bir siyaset yerine parti içindeki birtakım yapılarla uzlaşmak gibi bir yaklaşım içinde olmadım. Benden duyulan en büyük rahatsızlık buydu. Benden rahatsızlık duyan arkadaşlara da hak veriyorum. Çünkü kişisel kariyer hedeflerim olmadığı için yanlışlarla uzlaşmam, klasik siyaset davranışları sergilemem gerekmiyor.

Kariyer hedefiniz yok mu gerçekten? Mesela ileride cumhurbaşkanı olmayı düşünmüyor musunuz?

Düşünmüyorum; hayatımda hiçbir zaman kişisel kariyer planı yapmadım. Eğer öyle olsaydı, yargıya konu edilen tweetlerimi daha usturuplu, ileriyi düşünerek yazardım. Hiçbir zaman kişisel olarak bir şey olmak için mücadele etmedim. Ama kolektif olarak, hep beraber bir şeyi başarmanın mücadelesinden de geri durmadım.

Parti içinde de sizden rahatsızlık duyanlar var mı hâlâ?

İktidarın benden çok rahatsız olduğunu biliyorum. Partimiz içinde ise benden birilerinin rahatsızlığı varsa bunu ifade etmeleri gerekir. Fakat özellikle 31 Mart ve 23 Haziran seçimlerinden sonra, geçmişte bana muhalif olan veya kongrede benim karşımdaki adayı destekleyen birçok arkadaşımızın hak teslimi yaptığını, şu aralar yaşadığım -ki ben buna mağduriyet demiyorum-, saray vesayetinin sonuçları karşısında benimle dayanışma gösterdiğini söylemeliyim.

‘BENİM TWEETLERİME ‘UTANILACAK TWEETLER’ DİYEN KİŞİ UTANMALIDIR’

Tweetlerinize bakıldığında Bülent Arınç’ın da dediği ve Yargıtay’ın da birçok kararında belirttiği gibi aslında tümü de ağır eleştiri mahiyetinde. Örgüt propagandası veya devleti aşağılamak, halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmek gibi unsurlar yok. Sizce mahkeme heyeti nasıl bu yorumu yapabildi?

Valla benim gördüğüm kadarıyla mahkeme heyeti yorum falan yapmadı. Onlar adına da üzülerek söylüyorum ki, mahkeme heyeti sarayın beklentilerini yerine getirmek zorunda hissetti. İlla saraydan bir direktif aldıklarını da söylemiyorum ama “eğer beklentileri karşılamazsam sistem beni dışlar” korkusunun, baskısının bu kararda belirleyici olduğunu düşünüyorum. Çünkü yazdıklarım, söylediklerim, yaptıklarım üzerinden suçlanabilmem, cezalandırılabilmem teknik ve teorik olarak mümkün değil. Bahse ve cezaya konu edilen, biri bana ait olmayan toplam 36 tweete insanlar fikren katılmayabilir. Ama insanlar fikirlerini söyleyebilirler ve herkes bu hakka sahiptir. Düşünce ve ifade hürriyetini kullandığı için şimdiye kadar sayısız insana verilen cezaların üstüne bir tane daha eklenmiştir ama bana verilen ceza sadece bana verilmiş değil. Ne mutlu bana ki kamuoyu, farklı düşünceye katılmamakla, onu eleştirmekle ona ceza vermek arasındaki farkı çok iyi görüyor. Fakat yargı, düşünceye veya kişiye göre suç bulmakta oldukça mahir.

Bugün olsa aynı tweetleri aynı üslupla yazar mıydınız?

Doğrusu üslubumda çok büyük değişiklik yok ama artık İstanbul il başkanı olduğum için, aynı fikirleri, aynı şekilde yazar ama belli kelimeleri kullanmazdım. Bir gazetede köşe kapmış biri, “Canan Kaftancıoğlu’nun yaptığı paylaşımlar eleştirilecek, kınanacak, utandırılacak tweetler” diye yazmış. Bunu yazanın kendisi utanç duymalıdır. Hayatımda utanç duyacağım hiçbir şey yazmadım, bundan sonra da yazmam. Kaldı ki o tweetler, atıldığı günün koşullarında, bağlamında bakıldığında utanılacak iş yapanları teşhir eder mahiyettedir. Ayrıca tweetlerimde hakaret veya aşağılama olarak itham edilen hususların tamamı, bugünün muktedirinin kullandığı dile ayna tutma amacı taşıyordu.

‘BÜLENT ARINÇ HUKUKSAL BİR TESPİT YAPMIŞ, KUTLUYORUM’

Nasıl yani?

Somut bir örnek vereyim: Yıllar önce cumhurbaşkanı çıkıp kindar ve dindar nesilden söz etmişti. Ben de bir tweetimde buna ironiyle gönderme yaparak “ben de dindar ve kindar bir nesil yetiştiriyorum” demişim. Bu elbette bir ironik bir göndermeden ibaret. Çünkü benim, benim dünya görüşümdeki insanların dindar ve kindar bir nesil yetiştirme gayesi taşımayacağı şüphe götürmez. Ama devleti yöneten, iktidarın temsilcisi olan kişinin bu sözü sarf etmesine yönelik bir eleştiri yapıyorum. Bakın, ceza yargılamasında savcı, sanığın haklarını korumakla mesuldur. Bir tweetimde “hırsız” diye yazmışım. Hiç hırsızlık yapmamış birine durup dururken hırsız demek hakaret olabilir. Fakat savcı, benim bu kelimemin hakikate tekabül edip etmediğini soruşturmakla, hırsızlık yapılıp yapılmadığını ortaya çıkarmakla sorumludur. Söz konusu tweetimde, “kabinede hırsız bakanların 7. günü. İstifa yok mu istifa” demişim. Peki bu bakanlara görevden el çektirilmedi mi? Kaldı ki, ağır eleştiri sınırları içindeki bu sözüm yanlışsa, iddia makamının bunu kanıtlaması gerekir. Fakat bunu yapmak yerine bana, “sen nasıl hırsıza hırsız dersin” cezalandırması yapıldı. Uzun lafın kısası, yargılanması gerekenlerin iktidarda olduğu, gerçeği söyleyenlerin de yargılanıp cezalandırıldığı bir süreç söz konusu.

Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu Üyesi Bülent Arınç, hakkınızda verilen mahkeme kararı üzerine şunları söyledi: “Kaftancıoğlu’nu sevmiyor olabiliriz. Attığı mesajların hiçbirisine katılmıyorum. Ama ifade özgürlüğüne saygı duymalıyız, tahammül etmek zorundayız. Bunlardan dolayı ceza verilecek olsa, bu mesajlar toplumu infiale sürükleyecek olsa, 2013’te bir soruşturma açardı savcılarımız.........

© Gazete Duvar