We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Heykel mevzu ya da soyut düşüncenin imhası

24 7 4
10.12.2020

Gün geçmiyor ki, başına “komik, anlamsız, kistch” hatta bir adım ileri gidersek “ucube, garabet” sıfatlarını eleyebileceğimiz heykeller gündeme gelmiyor. Hepsinin ortak özelliği gündelik hayatın parçası alelade bir nesneyi alıp, oranlarını bozarak devasa bir ölçekte yeniden üretmeleri. Aralarında neler yok ki; 70 metre yüksekliğinde Kütahya vazosu şeklinde kule, üzerine çatal saplanmış Diyarbakır karpuzu ya da İnegöl köftesi, kocaman bir elin tuttuğu Amasya elması, göle yoğurt çalan devasa Nasrettin Hoca heykeli…

Nasrettin Hoca'yı düşünün. Kendisi dünyaca ünlü, hatta 1996 yılı UNESCO tarafından Nasrettin Hoca yılı olarak ilan edildi. Hepimiz Nasrettin Hoca fıkraları ile büyüdük, “ya tutarsa” diye göle çalınan yoğurdun ya da “tencere doğuran ve sonradan ölen kazanların” absürtlüğü ve hocanın mizah anlayışı karşısında şaşaladık. Aslında bir filozof olan Nasrettin Hoca bizi gündelik hayatın somut, soğuk gerçekliğini aşan bir dünyaya davet eder. Konya, Akşehir’deki türbesinin her yeri açık iken kapısında koca bir kilit vardır. Türbe bize tekrar hocanın o tuhaf bakışını hatırlatır. Herhalde böylesine özgün bir bakışın karşılığı 2017 tarihli, göle yoğurt çalan, oranları bozulmuş, çirkin bir Nasrettin Hoca heykeli olmamalı idi.

Peki, tüm ülkeye sirayet eden bu heykelleri nasıl anlamlandırmalı ya da başka şekilde sorarsak, bu heykellerin toplumsal işlevi nedir?

Mimarlık, plastik sanatlar, heykel, resim, müzik ya da “video art” gibi dijital dünyanın yeni sanatlarında biçimlerden önce bu biçimlere anlam veren kavramlar, tasarımın temel araçları olan soyutlamalar, metaforlar, metonimiler ile yeniden üretilirler. Önce izlenimler, anlamlar, kurgular vardır, sonra bütün bunlar sonuç ürüne, bir biçime tekabül ederler. Ancak burada bahsedilen heykellerde böylesine bir düşünme, kavrama süreci yaşanmadan, soyut düşüncenin alanına uğramadan, “bu, budur; elma eşittir elmadır” diyen bir anlayış söz konusu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan sık sık ideolojik alanda başarılarına karşın, kültürel iktidarlarını kuramadıklarından yakınsa da, bir yandan da iktidarının temelinde kolayca yönlendirilebilen, “cahil” bir halk olduğunun farkında. Cehaletin okumuş olmakla bir ilgisi yok. Örneğin matematik tümüyle soyut düşünmeye dayanır. Ancak integralin, karekökün ne işe yaradığını bilmeden, birer soru çözme makinesi olarak yetişen bir nesilden soyut düşünme yeteneklerinin gelişmesini beklememeli.

“Elma eşittir elmadır, daha fazlası yoktur” dediğinizde, aynı zamanda anlamı somut bir nesneye hapsetmiş ve elmanın olası tüm yan anlamlarını yok etmiş olursunuz. Böylelikle topluma bir şey tarif eder, daha doğrusu toplumun kendisini tarif edersiniz. Artık zihinler kalın çizgiler ile çerçevelemiştir.

Elma örneği üzerinden devam edelim. Oysa elma üzerinden birçok anlam üretilebilir. Elma aynı zamanda yasak elma, günaha çağrıdır. Toplumun normali tarifine karşı bir duruştur. Ama elma elmadır eşitlemesi ile iktidar dili ele geçirir ve düşünceyi tarif eden kelimelerin yani sözlüğün efendisi olur. Böylelikle evlilik dışı her tür ilişki, benzer cinsler arasındaki ilişkiyi, daha doğrusu en temelde hayattan alınan hazzı kolayca yasaklayabilir. Biraz daha ileri gidelim, asıl büyüklerin yani iktidarın sözüne karşı gelinmesi yasaklanmaktadır. İktidar, toplumdan uslu çocuklar olmasını ve kendine itaat edilmesini bekler, daha fazlası yoktur. O zaman da toplum demokrasi, özgürlük, eşitlik gibi soyut kavramları........

© Gazete Duvar


Get it on Google Play