We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Grev hakkı, ‘2 Mart darbesi’ ve rejimin insan hakları

36 22 13
03.03.2021

Geçtiğimiz hafta sonu, gerek 28 Şubat’ın yıldönümü gerekse Erbakan’ın 27 Şubat’taki ölümünün 10. yılı vesilesiyle, yakın geçmişe dönükmüş gibi görünen, fakat esasen bugüne [de] ait olan tartışmalarla geçti. 28 Şubat ve Erbakan mefhumları etrafında ortaya çıkanlar, ülkenin son 20 yılda yaşadığı dönüşümün bazı sonuçlarını da sergileyen bir fuar gibiydi. İslamcı politik ajandanın, bu 20 yılda Türkiye’nin ‘resmi ideolojik’ pozisyonunu ne denli değiştirdiğini ve bu eksende bir merkez siyaset kurma konusunda epey mesafe kat ettiğini de teyit etmiş olduk. Ancak, başta CHP ve HDP’nin buradaki pozisyonları ve mesajları konusunda olmak üzere, 28 Şubat olayı ve Erbakan olgusu hakkında da yeni resmi ideolojinin çerçevesini aşan, bu çerçeveyle hesaplaşan yaygın ve çok kıymetli itirazlar geldi. Bu önemli. İtirazların önemine döneceğiz; ancak şu son dört günün filmini izlemeye devam edelim...

Pazartesi akşamı Erdoğan, alışıldığı üzere, uzun bir siyasal propaganda peşrevinden sonra ‘normalleşme adımları’nı açıkladı. Öncelikle unutmamalı ki salgın ve o kapsamda alınan önlemler, yarattığı büyük ekonomik sıkıntılara rağmen, iktidarın süreklileşmiş olağanüstülük ihtiyacına da karşılık geldi. Toplumsal yaşam, ‘çarkların dönmesi’ sözüyle sembolleşen bir üretim-dağıtım ağı dışında yaklaşık bir yıldır çok katı bir denetim ve kısıtlama altında tutuluyor. Geride kalan bu bir yılda üç nokta belirgin şekilde öne çıktı:

Birincisi, devletin mali olanaklarının ve idari tercihlerinin, toplum ve halk sağlığı değil, sermaye birikiminin devamlılığı ve genel anlamda ‘iş dünyası’ lehine kullanıldığı görüldü. AKP/MHP iktidarının sınıfsal menşeini, çok daha geniş kitleler için açık hale getirdi bu.

İkincisi, toplumun bir bölümünü salgın koşullarında yüksek risk altında çalışmaya, bir bölümünü de o risk maliyetini dengelemek üzere ekonomik faaliyetinden alıkoyarak evde oturtmaya dönük kısıtlamalar giderek büyüyen ve genişleyen sorunlar yaratırken, devlet ricali ve her türden iktidar örgütünün ayrıcalıklı olduğu, diledikleri gibi bir normalleşme içinde yaşadıkları görüldü. Büyük kentlerin meydanlarında maskesi burnunun altında diye insanlar tartaklanırken, Erdoğan kongre salonlarının hınca hınç dolu olmasıyla övündü; AKP şölenlerinde bırakın maskeyi, deve güreşi formatında tuhaf danslar edenler boy gösterdi.

Üçüncüsü, alkol satışı ve restoranlar, cami-okul uygulamaları, yılbaşı eğlenceleriyle ‘âlim’ cenazelerine gösterilen tolerans farkı gibi pek çok başlık altında, kısıtlamaların dinselleşme ekseninde bir fırsata dönüştürüldüğü görüldü.

İlki sömürü mekanizmalarını; ikincisi siyasal iktidarın devletle kaynaşması ve parti-devlet yozlaşmasına ait ayrıcalıkları; üçüncüsü dinselleşmeyi işini kolaylaştırıcı bir faktör olarak gören siyasal gericiliği açık eden bu üç nokta, birçok tepkiyi de doğurdu, doğuruyor. Ekonomik sorunlar, geleceksizliğe eklenen bugünsüzlük toplumun birçok kesiminde huzursuzluğa yol açıyor. Bunun siyasi sonuçlarına yönelik ölçümler, iktidarın........

© Gazete Duvar


Get it on Google Play